Alkol

Değerli anneler, babalar ve sevgili eşler; ailenizden biri alkol bağımlısı ise bu yazıları okuduktan sonra, onun alkol almadığı olumlu bir saatinde, lütfen kendisine de okutunuz. Anlatacaklarım alkolün tüm boyutlarıyla ilgili olduğundan, bana inanacaktır. Bu da, diyaloğun ilk adımını oluşturacaktır.

İnsanların yaşamına girmiş ve yüzlerce yıldır yaşamın bir parçası olmuş alkol nedir? İnsan beyninde ve insan psikolojisinde etkileri nelerdir? Neden bunca insan her fırsatta alkolle içli dışlıdır? Alkol her sınıftan insanın, neden yaşamının bölünmez bir parçası durumuna gelmiştir? Bu sorulara yanıt bulmaya çalışalım.

Bir süre önce dünya psikiyatrlarının konusu alkol ve bağımlılığı üzerineydi. Sorun panellerde tartışıldı, şu sonuca varıldı; İnsan için en iyi trankilizan (rahatlatıcı) madde alkoldür. Ne var ki, bağımlılık yapmasa ve yıllar içinde doz arttırılmasa.

En yüksek bilim kurulundan çıkan bu karar, şu anlama geliyordu. Rahatlamak için bir miktar alkol alabilirsiniz. Bunun yararı da olur. Ancak, ister sıkıntı ister neşe, sebep ne olursa olsun, eğer onsuz olamıyor durumuna gelirseniz, alkolün sakıncaları da başlar. Bu birinci mesajın ardından gelen ikinci mesaj da şuydu. Eğer başlangıçta az dozda da olsa, alkol alımı süreklilik kazanmış, ileriki yıllarda artık bir iki kadehle yetinmeyerek, ister istemez doz arttıracaksınız. Bu da hem beyne, hem bedenin öteki organlarına zarar verecek, beynin iç dengeleri ve düzenini bozacaktır. Bu iki mesajın ilk bölümünü alıp, "yetkili bilim adamları böyle diyormuş" diye bu öneriye sarılıp, ikinci öneriler göz ardı edildiğinde, alkol bağımlılığı yolu açılabilir.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda, akşamları bir ya da iki kadeh kırmızı şarap alan insanların daha uzun yaşadıkları saptanmıştır. Bu dozda alınan alkolün stresi de azaltıcı rolü ile, yaşama olumlu katkıda bulunduğundan, bu tür alkol alımını bilim adamları onaylamaktadırlar. Ancak kimi bilim adamları, "koroner damarların tıkanması durumunda az da olsa alkolün yararı olmaz, belki de zararı olur" demektedirler. Biz iki yan için de taraf tutmadan, alkol almaları konusuna, kendi hekimlerinin karar vermesini önererek, asıl konumuza, yukarıda sözünü ettiğimiz alkol bağımlılığı ve ondan kaynaklanan kişisel, ailesel ve toplumsal sorunlara dönelim.

Bir gram alkol 7 kalori verir. Yarım küçük şişe rakı, 175 cc dir. Rakının derecesi 40 tır. Bu durumda 70 gram alkol alınmıştır. Bu da 490 kalori eder. Günde ortalama 2 bin kaloriye gereksiniminiz varsa, bunun dörtte birini, o yarım şişe rakıdan almış olursunuz. Bizim içki kültürümüzde, donanımlı bir sofra söz konusu olduğundan, buna onlardan alınan kaloriyi de eklediğinizde, alkol alanların büyük bir çoğunluğunda şişmanlık ve alkol yağlanması dediğimiz göbekli görünüm karşımıza çıkar.

Tek başına bu gerçek bile, alkolle ilgimizi dengelememizi gerektirir. Çünkü kilolar hem estetik yapıyı bozar, hem de beden için ağır bir yük durumuna gelir.Bundan da damar sertliği, kanda kolesterol ve lipitlerin artması, buna bağlı sağlık sorunları ortaya çıkar. Estetiğin bozulması ise, yaşamı bölüştüğümüz eşimiz için olumsuzluk yaratabilir. Hiç birimiz dünyada tek başına yaşamıyoruz. Eşimiz ve çocuğumuz dahil, karşımızdakine ve onların haklarına, beğenilerine ne denli saygı gösterirsek, o denli saygı görürüz. Bu evliliğin temel kurallarından biridir.
Alkol bedendeki B vitamini kullanımını arttırır. Yani B vitamininin yıkımına neden olur. Bundan da, sinirler zarar görür. Alkol polinevriti dediğimiz kollarda, bacaklarda ağrılar oluşur. Ağrılara kramplar eklenir. Gene buna bağlı yorgunluklar söz konusudur. Bu durum da kişinin hareket yeteneğini kısıtladıdından, ömrü ve vasamın dinamiklerini olumsuz etkiler ve daha da şişmanlığa neden olur.

Alkolün beyinde en başta etkilediği yer beyincik ve kortekstir. Beyincik, hareketlerimizi dengeleyen bir organdır. Bu yüzden alınan birkaç kadeh alkolden sonra, insanlar daha sakar olurlar. Masada bardağa uzanırken, bir başka şeye çarpıp onu devirirler. Bu aşamada henüz sarhoşluk belirtileri görülmemektedir ama, beyincik ilk işaretlerini veriyor demektir. Beyinciğin dengeleri kuramamasından dolayı, dil damak ve dudakla oluşan sözcükler de, bu dengesizlikten payını alır. Beynin, korteks dediğimiz alt merkezleri baskı altında tutan en üst katmanının rolü, alkolle azalınca, alt merkezler bağımsız kalır. Kişi gerek sözleri, gerek davranışlarıyla, sanki bir başka kimlikle karşımıza çıkabilir. Örneğin; küfür eden, dövüşgen, saldırgan, gereğinden fazla savurgan, düzensiz biri olabilir. Bu yüzden insanlar, kimi zaman acınacak, kimi zaman komik duruma düşerler.

Sfenkter kusurları da sık görülür. Yukarıda değindiğim gibi beynin iradeyi denetleyen gücü yitirildiğinden, kişiler zaman zaman idrarlarını altlarına kagrırlar. Çoğu zaman da bu ihtiyaçlarını sokakta, herhangi bir yerde gidermeye çalışırlar. Bu durumda artık ok yaydan fırlamıştır. Kendilerinin deyimiyle film kopmuştur.

Alkolden kaynaklanan suçlara fazla değinmeyeceğim. Ancak bir iki cümle ile söylemem gerekirse, alkollü kişinin suçu işlerken: "Hiçbir şey anımsamıyorum, sarhoştum." demesi doğru değildir. Ancak, beynin yukarıdaki söylediğim denetim işlevinin zayıflamasından, kişi normalde yapamayacağı bir eylemi ya da suçu işleyebilir. Bu yargımız cinsel konularda da geçerlidir. İrade gücünün alkol tarafından kırılmasıyla, kimi sapma duygular ve davranışlar da ortaya çıkabilir. Cinsel suçlara eğilim arttığı gibi, cinselliğin ayıp sayılan toplumsal etik değerleri de zayıflar. Daha önemlisi, alkol bağımlılığı olan ya da uzun yıllar alkol alan kişinin, cinsel gücü de giderek düşer, kimilerinde de sona erer. Bu durum onları, kendilerini kanıtlamaya ya da yeni değişik objeler aramaya iter.

Biz gene, dönelim başa: Bu anlattıklarım böyledir diye alkolü baştan sona reddederek, toplum dışı saymak olmaz. Yaşamın her bölümünde alınan zevk, eğer aşırıya kaçıyorsa, genellikle ödenecek bir fatura vardır. Bir insan sigara tiryakisi olabilir. Ama, zamanı geldiğinde doktorlar "bırak" dediğinde, kişi sigara içmeyi sürdürürse, bunun bedelini ödemesi kaçınılmaz.

Dünyada hiçbir zevk sonsuz değildir. Sevginin en büyüğü, çocuk sevgisidir ya da aşktır. Çocuk sevgisi, çocuk büyüdükçe değişime uğrar. Gün gelir bitebilir. Bu, çocuk sevilmesin anlamına gelmez. Bu tür kötü örnekler genellemeye girmez. Aşk da böyledir, ölesiye, öldüresiye tutkuyla insanı etkisine aldıktan bir süre sonra, bitebilir ya da nefrete dönüşebilir. Böyle aşklar da hep yaşanmıştır. Bu nedenle tutku konusunda ilk kuralımız şudur: Alkole bağımlı kardeşim, eğer yıllardır alkol almış ve bunun zevkini kendince yaşamışsan, artık tamam diyebilirsen, bu süreyi daha uzun yıllara çıkarmak istersen, fatura yalnız senin değil, ailenin de önüne gelir.

Bu yazımızı okuyan, belki de ileri dertli ve sorunları olan kişiler, kiminiz anne-baba, kiminiz eş, kardeş ya da çoçuk olabilirsiniz. Bu örnekleri işimizin zorluğunu anlatmak için sundum. Ama alkol bağımlılığı üstesinden, gelinmeyecek bir sorun da değildir. Tedavide ilk kural, hasta, çevre ve doktor üçlüsünün tam bir uyumudur. Söyle örnekleyeyim; hasta isteyecek ve gücünün yettiği oranda iradesini kullanacak, önerilere uyacak. Doktor bilgisini sevecenliğini ve özverisini kullanacak. Çevre ise hastaya ve hekime yardımcı olacaktır. Bu üç faktör, tıpkı su musluğuna konulması zorunlu olan üç conta gibidir. Bu üç contanın üçü de üst üste gelirse, musluk su kaçırmaz. Birindeki herhangi bir kayma ya da eksiklik emekleri boşa çıkarır.

Tek başına doktorun yeterince yararı olmuyor. Hasta hekime geldiğinde onunla konuşurken, doktorun telkinlerine inanarak ve söz vererek, yanından ayrıldıktan bir süre sonra, ya sevinilecek ya da üzülünecek bir olay onu, yeniden alkol almaya itebiliyor. Bunların da en olumsuzu, baş aktörleri çevresi ya da eski arkadaşları oluyor."Atın ölümü arpadan olsun", "Felekten bir gün çalmak" gibi sloganlarla, arkadaşları onu baştan çıkarabilirler, alkol alımı yeniden başlar. Eğer ölüm bir anlık olsaydı, "ne yapalım, olabilir" derdik, insan ömrünün uzadığı ve 90'lı yıllara merdiven dayadığı günümüzde, onursuzluk ve sakatlıklar, ölümden de beterdir.

Özetlersek, yakın çevrenin olumlu katkıları yanında, kişiyi alkole sürükleyen eski ortamından da elden geldiğince uzaklaştırmak, tedavinin ana ilkelerinden biridir. Alkolden nefret ettiren ilaçların ise sanıldığı kadar etkisi olmuyor.

Alkol bağımlılarında görülen uykusuzluğun, alkol alınca geçmesi gibi durumlarda, kişilerin rahat uyumasını ilaçlarla sağlamak zor değildir. Bir arkadaşım: "Eğer ben bu hapı bilseydim, 10 yıl önce alkolü bırakırdım" demişti. İşin bu yanı hekimin görevidir. Kriz anlarının atlatılması, kişinin kendisiyle bir iç hesaplaşmayla ve psikoterapinin de yardımıyla, klinik tedavinin büyük yararı olur. Yeter ki, bağımlı kişi bunu istesin. Ancak değinmeden edemeyeceğim, bağımlı kişi tedaviden sonra, yeniden alkole başlarsa, yapılan tedavi boşa gider. Böylece hastanın da, çevrenin de direnci ve güvenleri kırılır. Çaresizlik karamsarlık, mutsuzluk, kavga ve huzursuzluk, polisiye olaylar, bilinen sonuçlar oluşturur.

Alkol bağımlılığının psikodinamiği, kişiden kişiye farklıdır. Temelinde bir güvensizliğin ve yetersizliğin yattığı doğrudur. Bu bilinçaltı yetersizlik duygusunu alkolle örtmeye çalışan insanlar, ancak onunla güçlenir ve alkole sığınırlar. Üstelik, erkek erkeğe kümeleşmenin olumsuzluğuna da kendilerini mahkum ederler. Bu kümeleşmenin psikodinamiğinde başka etkenler de yatmaktadır. Pek çok aileler kocalarına, çocuklarına: "Dışarıda içme, ben her akşam sana sofra hazırlayayım, ne olur evde iç" diye yalvarırlar. Ailesinin yanında olmak, yaşamı onlarla bölüşmek yerine, erkek erkeğe kümeleşmede mutluluk aramanın da elbette ruh hekimlerine göre bir yorumu vardır.

Oysa haftada bir iki kez uygun, sıcak bir ortamda çakır keyif olacak şekilde, ölçüyü aşmadan alınacak alkolün, stres giderici etkisi de düşünülürse, gerçekten keyif alanlara, olay çıkarmayanlara biz sadece afiyet olsun diyebiliriz.

Bu tür sağlıklı ölçülerde içki içerlerin yanında, sınır aşan bir kaç insan, bir ağacın çürük meyvaları gibidir. Bu bir kaç çürük meyva için ağaç kökünden kesilmez.

Alkolden kurtulmanın bir başka yolu, insanların kendi yetenek ve değerlerini yüce amaçlara yöneltmeleridir. Kuşkusuz bunlar arasında inançlar da vardır. Ama yaşamın gerçekleri, beklentilerden daha geçerlidir. Kişi sosyal bir çalışma grubu içinde, topluma yararlı yönelişlerle, kendi özgüvenini kazanır ve bu güven saygınlığa adım atarsa, çevresinde bir sevgi ve beğeni ortamı oluşur. Bu, alkolün aldatıcı sığınmalarından daha kalıcı, daha doyurucu bir güven sağlar ve artık, alkole sığınmaya yani bağımlılığa da gerek kalmaz.

Değerli okurlarım, alkole bağımlı yakınınız varsa, alkol almadığı zamanlarda, onu dışlamayın, ona küsmeyin, sevin ve saygı duyun. Çocuklarınız varsa, bıkmadan usanmadan babalarına öpücükler kondurarak, onunla arkadaş olmalarını sağlayın. Bu yoldan geri dönmesi için zaman zaman çocuklar bunu babalarından istesinler. Asla evden uzaklaştırıcı, öfkeli, kızgın, üzücü, kırıcı davranışlarda bulunmayın.

Yukarıda söylediklerimiz kişiden kişiye değişik etki yapar. En etkilisini sizler bulun. Siz bıkmadığınız sürece, zaman lehte gelişecektir. Bir psikiyatr danışmanınız olsun, bağımlı kişi de hekime gitmeyi kabul ederse, hekimini sevsin, benimsesin. Ona güvensin. Bu çok önemlidir, asla yılmayın, sonunda bir insan kurtulacaktır, uğraşmaya değer. Kimilerinde bu yöntemlerden herhangi biri, etkisini hemen gösterebilir. Dilerim sizinkisi bu türden olur.
 
 

Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena