30 Ağustos Akşamı Bizim Köy -2

Dünden devam…

Köylü o akşam çoluk çocuk camiye akın ediyor. Cephe bozulmuş, düşman kaçıyor. Kaçan düşmanın ne yapacağı belli olmaz. Anne babaların ağızlarını bıçak açmıyor. Kuş yavruları gibi çocuklarını kolları altına almışlar, camiye sığınıyorlar. Gece karanlık, herkes ağılıyor. Bu sırada içeriye bir asker giriyor, gözüne kestirdiği bir kadını götürecek. Seçmek için, çakmağını çakıyor ya da kibritini yakıyor, kadının yüzüne bakıyor, beğendiğini tuttuğu gibi alıp götürüyor. Namusu koruma şansı çirkin görünmede. Kızlar kadınlar camilerin kilimleri altında birikmiş, toz ve kiri tükürükleriyle çamur yapıp yüzlerine sürüyorlar. Düşman askerlerinden biri geliyor biri gidiyor. Birinin beğenmediğini öteki alıyor. Kızların kardeşleri, gelinlerin kocaları, yani gençler askerdeler, kimileri de şehit olmuş. Bir ailenin iki oğlu da şehitler arasında. Geride kalan 15 yaşındaki güzel kızlarını düşman askerlerinden korumak için, caminin kiliminin altına yatırıyorlar, anne babalar kilimin üzerine oturarak saklıyorlar. Namus ırz meselesi bu…

Sabahın ilk ışıkları, bitmek bilmeyen karanlık ve umutlarla birlikte güneş doğuyor. Güneşin doğuşundan 1 saat sonra, iki düşman askeri ellerindeki benzin bidonuyla camiye geliyorlar. Caminin ahşap kapısına ve öteki malzemelere benzin dökerken, bir yetkili geliyor. Askerlere: “Ne yapıyorsunuz?” diye bağırıyor. Camiyi ve bizimkileri yanmaktan kurtarıyor. Öğleye doğru, düşman askerleri bu canları camiden alıp köyün dışına çıkarıyorlar ve kurşuna dizilecekleri söylüyorlar. İnsanlar çığlık çığlığa, dualar, feryat figanlar kimin umurunda. Sonunda yetkili kumandandan emir geliyor: “Kurşuna dizmeyin, toplayın birlikte götürün.” Tutsaklar çoluk çocuk, yaşlı hasta, süngülü askerlerin önünde Uşak’a doğru, bir koyun sürüsü gibi yola çıkıyorlar. Gidemeyen yaşlılar, yarı yolda kalınca, ninesi genç torununa (14-15 yaşlarında) beni de sırtında götür diye yalvarıyor ve bırakma bu gâvurların eline diye ağlıyor. Genç delikanlı, bir süre sırtında taşıyor ama, gücü yetmiyor orada bir hendeğin içine bırakıyor. Yaşlı ninede feryat figan…

Şimdiki şeker fabrikasının olduğu yere doğru, yola çıkıyorlar. Meğer onları canlı kalkan olarak götürüyorlarmış. Ovanın doğusundan atılan top mermileri, yere düşüp patlayınca, askerler çil yavruları gibi dağılıyorlar. Bir asker demir yolunu dinamitlemiş, koskoca ray havada vınlayan pervane gibi yere düşüyor.

Bir yudum su içmeye bile fırsat bulamayan askerlerin öncüleri, bizimkileri kurtarıyorlar ve köylüler 2 yıldan fazla esarette kalan acı çekmiş şimdi tümü hakkın rahmetine ermiş vatandaşlarımız yakılmış yıkılmış yuvalarına dönüyorlar.

Anamın her keresin gözleri dolarak anlattığı, bu gerçek öykünün, canlı tarihin, bazı ayrıntılarını dramatik tablolarını veremedim. Sizler hayal edin. Devam edecek…


Sevgi ve Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena