30 Ağustos Bizim Köyden Geçti

26 Ağustos Afyon Kocatepe’deki yanardağı patladı. Lavlara bürünmüş ateş çemberi askerlerimiz, Dumlupınar’a doğru akmaya başladı. 30 Ağustos Dumlupınar Meydan Muharebesi kazanıldı ve Nikolaos Trikupis esir alındı. Ordu, Anadolu askerleri ve halkı İzmir’e doğru akmaya başladı. 1 Eylül, ver elini Uşak. Köyümüz Uşak’ın 7 km doğusunda düzlükte kurulmuş, 30 haneli yıkık dökük bir yerleşim yeri. Çatısı kiremitle kaplı iki ev olduğundan, kiremit çatılı evlere de halk diliyle, saray denildiğinden, köyümüzde adını o yüzden almış, İkisaray olmuş.

Saray yani!...

30 Ağustos’un olacağını köye konuşlanmış, Yunan askerleri biliyormuş ki, korku içinde halka “Kemal geliyor” diyorlarmış. (Bu anlattıklarım anamın dilinden aktarmalardır.) 31 Ağustos askerlerimiz Uşak’a doğru akın ediyorlar. Önde süvariler sanki uçuyorlar. Köyün kenarından geçen küçük derenin, kurumuş yatağından atlayan süvarilerin atları, yarış yapar gibi üstünden aşıp gidiyorlar.

Köyün genç kızları (biri 17 yaşındaki Nazife – Anam olur), kadınları ellerindeki testilerle Süvarilerin önüne koşuyorlar, Ağustos sıcağında asker giysileri sırtlarında, asılı tüfekleri ellerinde, kılıçları ile tıpkı bir film setinde olduğu gibi, gözleri ileride kaçanları kovalıyorlar. Eli testili kızlara askerler: “Çekilin önümüzden, Uşak yanıyor bacılar, kardeşler su içme vakti değildir”, diye geçip gidiyorlar. Kızlar da bir tek askere su veremeden geri dönüyorlar.

Evler zaten ateşe verilmiş. Saklananlar kendilerine, başka korumalı yerler arıyorlar. Çünkü evleri yakmadan önce, içeri girip para ve bir şeyler arıyorlarmış, karşı çıkanları da vuruyorlar. Harman zamanı köylünün 1 yıllık emeği, kışın hayvanların yiyeceği ekin sapları, buğday, arpa, ceç’lerini yani, yığınlarını da yakıyorlar.

Dayımın karısı Hatca (Hatice) aba, harman başında ürünlerini bekliyor. Bir Yunan askeri geliyor, para altın diye üzerine yürüyor, Hatca aba’da: “İşte bizim paramız, altınlarımız” diye arpa, buğday yığınlarını gösterip çıkışınca, asker tetiğe basıyor. Hatca anada bir feryat “Gır gavur, beni vurdu” diye bağırmaya başlıyor. Meğer kurşun üstündeki önlüğü alıp götürmüş. Hatca anaya isabet etmemiş.

Bir gurup kadın, kışın hayvanların yemesi için hazırladıkları mısır saplarının arkasına gizleniyor. Yunanalar anasını kesip yedikleri için malak (manda yavrusu) aç ve sahiplerinin kokusunu almış, meliyor ve onların yanına girmeye çalışıyor. Bizimkiler sadece tir tir titriyorlar.

Yerel dilde bir de gavur gitmiş ama, köyde hiçbir şey kalmamış. Halk süpürge otlarının tohumlarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyorlarmış.

30 Ağustos bizim köyden böyle geçti. Bu yazımın sonrası da var. Gelecek makalelerimizde devam edeceğiz. Mutlaka okuyun, nereden gelip gittiğimizi, birinci ağızdan dinleyin ve aklınızı mantığınızı bileyin. Çünkü paslanmış körelmiş akıl, paslanmış körelmiş bir bıçak gibidir. Duruşu bıçaktır ama, yaralamaktan başka bir işe yaramaz. Eğer sapını süslerseniz, göz alıcı bir hançere çevirirsiniz. Sapı altın kaplama, elmas ve yakut donanımlı olsa da, kör bir bıçak olmaktan ileri gidemez. Şimdilik hoş çakalın değerli okurlarım, yarını bekleyin.

30 Ağustos Bayramı hepinize kutlu olsun, Allah bir daha bize, 30 Ağustos’tan önceki yaşanan zamanları yaşatmasın.


Sevgi ve Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena