50 Yıl Sonra Kazandığım Ödül

Değerli okurlarım, yukarıdaki başlık sizi şaşırtmasın sonuçta ne demek istediğimi açıklayacağım.
 
 

Yıl 1960 Uşak Devlet Hastanesinde, nöroloji servisi yok. Uzman olarak, sağlık bakanlığına başvurdum, Uşakta çalışmak istedim. O tarihlerde Nörolog ve Psikiyatrların sayıları azdı. Büyük kentler ve kurumlar hemen bu uzmanları paylaşıyorlardı. Benim başvurumla bakanlığın önüne bir şans düşmüş oldu. Üstelik her iki diplomam da İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa ve Çapa kliniklerinden verilmişti. Bakanlıktan hemen yanıt geldi, Uşak Devlet Hastanesinde nöroloji servisi açıldı ve bana kadro verildi.

Uşak bana dar geliyor. Çalışmalar yapmalıyım. O tarihte kız kaçırmalar yüzünden Uşak Cezaevinde 19 mahkûm yatıyordu. Hem de çoğu suçsuz yere… Bu kaçırma olayları genellikle şöyle gelişiyor: Gençler birbirine âşıklar. Kızın ailesi kızı vermeye razı olmuyor, kızın ailesi erkekten bir şeyler istiyor, bu yoldan sonuç alınmayınca, kızın da rızasıyla erkek kızı kaçırıyor. Bir süre sonra Jandarma kaçakları yakalıyor, kızı karakola teslim ediyor. Karakolda bir de bakıyorlar ki, kız 16-17 yaşlarında, yapacakları tek şey erkeği nezarete alıp, kızı ailesine teslim etmek.
İşte pazarlık bu aşamada başlıyor. Pazarlık bu aşamada başlıyor. Erkek 5 yıl kız kaçırmak, 5 yıl alıkoymak, 5 yıl da ırzına geçmekten, 15 yıllık mahkûmiyete aday. Bunlardan benim incelediğim bir örnek şöyle: Kızın babası, damat adayına: “Falanca gün evde kimse olmayacak, bir araba kirala evden kızı al götür” diyor. Erkek bir jeep kiralıyor, kızın evine gidiyor, bu koşullarda genellikle erkeğin yanında silah bulunur. Kız da zaten çok direnmez. Zora ki kaçırmada erkeğin onu dağ, taşa bir başka köye kaçıracak hali de yoktur. Yukarıdaki örnekte, kız aileye teslim ediliyor. Kızın ailesinin bir isteği var: Falanca yerdeki sulak tarlayı, kızın babasının üzerine satış yapmak. İstenen o tarla, erkek ailesinin geçim kaynağı. Ya açlık, ya da çocuklarını 15 yıl feda etmek. Benim araştırma yaptığımda delikanlı 15 yıl yükümle cezaevinde yatıyordu.

Cezaevindeki bu erkeklerin, tümünün psikolojik testlerini yaptım. Cezaevi müdürü, Cezaevi öğretmeni, başgardiyan ve eski mahkûmlarında birinin de oluşturduğu jüriye, kimlik karnelerini doldurttum. Kendi gözlem ve yorumlarımı da ekledim.

Gelelim öze; tümü pırıl pırıl Anadolu gençleriydi. Aşklarının, acemiliklerinin kurbanları olmuşlardı.

Eczacıbaşı İlmi Araştırma ve Mükâfat Fonuna bu sosyal araştırmamla katıldım. Orada gerçekten uzun süre tartışma olmuş. Kimileri benden yana: “Bu tür sosyal araştırmalar da özendirilsin” derken. Bir bölümü ise ilaç firması olduklarından ödülün bir başkasına verilmesinde direnince, ödülü ben alamamışım.

İşte şimdi bugün ben bu ödülü kat kat almış bulunuyorum. Çünkü 52 yıldır arşivimde sakladığım bu belgeyi sizlerle paylaşıyorum ve diyorum ki herkes mesleğinin çerçevesinde kalmasın enerjilerinin, akıllarının ve yeteneklerinin bereket ve kültür yağmurlarıyla ülkeyi kuraklıktan kurtarıp verimli, çağdaş bir toplum yapsın.


Hoşçakalın efendim.

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena