Ağlayan Anne

Berkin Elvan 15 yaşında bir saldırıya hedef oldu yaşamını yitirdi. Bu olayın politik yanı bizim konumuzun dışımızda. Biz burada başka bir psiko-sosyolojik konuyu konuşacak ve Türk kimliği üzerinde duracağız. Tarım kültürünün yarattığı insanlarımız yüzlerce yıldır, cephelerde savaşarak ölümün, acının, mertliğin, vatan aşkının ne olduğunu toplumsal genetik olarak bilirler. Anneler geçmişten günümüze doğurdukları çocuklarının bir bölümünü savaşta yitirdiklerinden. Ölüm acısını bireysel olarak değil derinlemesine kolektif yaşarlar.

Berkin olayına gelince: Bir anne çocuğuna dövüş malzemeleri vererek: “Git şu hengâmenin içine dal” demez. Varsayalım ki dedi. Ancak hangi anne olursa olsun çocuğunun ölümüne ağlar. Bu gözyaşı insanoğlunun yaşayabileceği en büyük acılardan biridir. Bu durum dünyadaki kadınların tümü için genetik olarak aynen geçerlidir. Her ana çocuğunun ölümüyle yas tutar, bu acı yaşam boyu içinde düğümlenmiş olarak kalır.

Diyelim ki savaştayız, düşman askerlerinden biri öldü. Bu bizi incitmez. Çünkü savaşın dili ve kuralı budur. Bu düşman askerinin annesi çocuğuna ağlıyorsa, ona yuh! çekmek bizim Anadolu halkımızın Türk kimliğine ve yüceliğine yakışmaz. Bir gözü dönmüş dolduruluşun düşmanca dışa vurmuş bir provokasyon olayında unutmayalım ki insanlığımız sorgulanır.

Liderde olsa, o da etten ve kemikten bir yapıya sahip olduğu için, kişisel olarak bu anneye yuh! çekebilir. Onun bileceği bir iştir, bu olay bireysel olarak sorgulanır. Ancak bir başkasının haykırışıyla onu dinleyen kitle çocuğu ölmüş bir anneye tempo tutup yuh çekiyorsa, bu da asla bizim Türk kimliğine ve göreneklerimize uymaz.

Bu kitlesel yuhalamadan çıkan psiko-sosyolojik sonuç şudur: Kendilerinden kaynaklanmayan, bir başka beyinden gelen kıvamsız, anlamsız bir coşkuya ve haykırışa kitle psikolojisine uymak insanlara yakışmaz. Böyle bir olay ancak koyunlarda görülür. Biri gidince tümünün peşine takılmalarında olduğu gibi. Bu bir şartlanmadır. Neden böyledir? Çünkü kültürel bakımdan (okuma-yazma) ortalaması ilkokul beşinci sınıf düzeyinde ve de günlük 300 kelimeyle konuşan bir toplumun lidere ya da bir kavrama şartlanmasıdır.

Peki öyleyse ne olacak? Bu eğitim oranı çağdaş düzeyde gelişip yükselmedikçe, çağa erişme ve demokrasi, kişisel görüşüme göre, yerine yani tahtına tahminen 300 yıl sonra oturacaktır canım Türkiye’mizde.
 

Sevgilerimle

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11

 

Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena