Analar Ağlıyor

Bir ülke düşünün ki, analar yüzyıllardır ağlıyor. Dünyada anaların en çok ağladığı ülkelerin başında, sanıyorum bizim ülkemiz gelir. Bir ana düşünün ki, doğurduğu yavrularının yarısının ölümünü görmüş ve ölüm acısını yaşamıştır. Yokluk, bakımsızlık, ilgisizlik, bağnazlık, hurafe, muska her neyse, ölümün elinden aldıklarını da, savaşlarda yitirmiştir.

Böyle bir şanssızlık, bir kara yazgı, pek çok hayvan türlerinde bile yoktur. Bu nedenle, hepimizin, gelmiş geçmiş analara ve analarımıza manevi borcumuz vardır. Onların manevi vardıklarına ne denli saygı duyar, haklarını tanırsak, o denli iç huzurumuza pencere açarız. Ama, gene de onlar alacaklı kalırlar. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar, ölüm acısını yaşayan analar bilir.

Yıl 1964. Erzurum Numune Hastanesi polikliniğine başvuran, 1000 kişilik bir anket çalışmamda şu gerçekleri yakalamıştım.

Denekleri iki guruba ayırdım. Birinci gurup 15-50 yaş arası. İkinci gurup 50 yaşın üstünde olanlar.

Birinci gurup da 707 denekle konuştum. Bu 707 kişinin genç olanlarının kimi, daha doğurganlık yaşındaydı. O güne değin, toplam doğan çocuk sayısı 2940. Yani ortalama her aile 4,1 çocuk doğurmuş. Yaşayan çocuk sayısının oranı %72. Ölen çocuk sayısı %28.

İkinci gurupta 50 yaşının üstünde olan deneklerin sayısı 293. Bunların doğurduğu çocuk sayısı 2688. Ortalama her aile 9,1 çocuk doğurmuş. Doğan çocuklardan yaşayanlarının oranı %59. Ölenler %41.

Bu iki gurubu toplarsak: Ortalama çocuk sayısı 5,6. Ölüm oranı %34,5 olarak çıkıyor karşımıza.

İlk gurupta 48. İkinci gurupta ise 16 ailenin çocukları olmamış. Bunların da hesaba katarsak, doğum oranı potansiyelinin sayısı ilk gurupta 5, ikinci gurupta ise 10’dur.

İkinci gurup. Yani daha eski 50 yaşın üstündeki ailelere baktığımızda, bir ana ortalama 10 çocuk doğuruyor. Şimdi yaşam zincirini düşünelim: Bu analar ve çocukları ne yediler ne içtiler? Nasıl beslendiler, hastalıklardan nasıl korundular? Ne kadar güldüler ne denli eğlendiler? Bunları çok bilemiyoruz ama, çok sıkıntı ve çile çekip çok yoruldular.

İşte tablo. Analara hepimizin borcu var. Bu anaları görmezden gelerek, sanki başka bir gezegenin ya da 3.Dünya ülkelerinin analarıymış gibi aldırmamak vicdanımız ve insanlığımızla bağdaşmaz. Biz bu manevi değerleri ve acıları görmezden gelemeyiz. O çilelerin mirasçılarına da, sırtımızı çeviremeyiz. Bu konularda gelecek yüzyıllara geçişte bir formül bulunacaksa formül gayet basit: Kadına kadın ve insan olma hakkını vermek. Çocukluk yaşlarında, erkek çocuklarından biraz daha fazla onları kollamak, bilgilendirmek, geleceğini güvenceye almak. Bu alt yapılarının üzerine, demokratik hak ve insanca özgürlük bilincini de beyinlerine işlememiz gerekir. Bunu yapabilirsek önümüzdeki yüz yılların ışığı görünmeye başlar.
 
Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
 

Begen



  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena