Aşk-ı Memnu Türkçesi Yasak Aşk, Neden Bu Kadar Tuttu?

Tabi ki, önce dizi film olarak insanların tiryakilik kapısından girdi. Sonra tutkulu bir alışkanlık kıskacına aldı. oyuncularla, onların rolleri ve tipleriyle izleyicileri duygusal bir etkileşim altına sokarak, bir türlü beyin yıkayarak izleyicilerle özdeştirdi. Peki öteki dizilerle bu dizinn farkı neydi?

Birincisi, tipler iyi seçilmişti. Her izleyicinin, beğeni ve tercihlerini tümüyle ele geçirmişti. Bir süre sonra seyredilen kişiler, herkesin içinde beğeni genlerini gıdıklayan, görsel bir zenginlikle, kişinin kendini onlara projekte ederek ( yansıtarak) , oyuncular bir bakıma kendileri oluyordu.

İkincisi, bu aşk sıradan bir Leyla-Mecnun aşkı değildi. Oradaki aşk hem ulaşılmaz, hem de tek yönlü alışıla gelmiş kuralları işliyordu. Oysa burada bir yasak aşk söz konusuydu. Bu şu demek: Aslında bir çok insan, böyle bir yasak aşkın bastırılmış duygularıyla doludur. Burada kişi, bilinçdışı bu oyuna katılıyor, kendileriyle oyuncular arasında bir empati kuruyordu.

Üçüncüsü ise, mekanın görkemiydi. Yalısıyla, arabalarıyla, odaların donanımı, giyilen giysilerin kalitesi, hizmetçisinden öteki elemanlarına ve sofrasına kadar, her şey, oyuncular dahil bir göz ve gönül ziyafetine uygundu. İzleyiciler bir saray dekorunda “ gitmeseler görmeseler de” o dekorun içinde olduklarından, sanki orada yaşıyorlardı.

Ne var ki, dizi biraz arabesk,biraz Dallas biraz da sosyete hayatından kompozisyonlar sergiliyordu. Böylece, bizim halkımızın pek de yabancısı olmayan, bir mesajı da vardı.

Gelelim madolyonun öteki yüzüne: Toplum ve aile etiği bakımından iç açıcı bir konusu yoktu. İşin garibi gene pek çok kişi, bu ilişkiyi onayıyor ve de alkışlıyordu. Herkes Behlül’ün evleneceği kızın dünyasını, Adnan Bey’in uğradığı haksızlığı ve nankörlüğü adeta görmezden geliyor, sanki “ böyle olması gerekir” gibi, bir akıntıya alkış tutuyor gibiydiler ve ailece görmezlikten geliniyordu. kapılmışlardı. Burada aile etiği de pek öne çıkmıyordu.

Sıra finale geldi. Sonuç zaten süpriz değildi ama, akan gözyaşlarına ne demeli? Diyelim ki: İzleyiciler, içlerinde yaşattıkları;bir türlü ulaşamadıkları aşklarının sanki mevlüdüne ağlar gibi, bir duygusallığa kapılmışlardı. Duygusal insanlarız iyi de, yapımcıya, Kıvanç’a ve de öteki figüranlara ne oluyor?

Şöyle ki: Bir tek tabancanın tetiğinin çekilme sahnesinin, en az kerelerce tekrarlandığından eminim. Yüz ifaden şu olacak, düşüş şekli ise böyle. O sırada gözde kayma olmuşsa, sahne yeniden çekiecek falan filan... Belki de o sahne yarım günü bile almış olabilir. Filmin kahramanları bu sahneyi o kadar yaşamışlardır ki, gına gelmişte olabilir. Öyleyse o sahneyi seyrederken, bu kişiler neden ağlıyorlardı?

Beren hayatta ve mutlu. Başına bir talih kuşu kondu. Kıvanç’ın keyfi yerinde, bu yaşta hayat elinde, şöhret çantada. Yapımcıya ise, binbir alkış ve kutlama ve yeni dizilere davetiye. NEDEN AĞLIYORSUNUZ çocuklar? Bu mesaj neye ve kime? Bakın Selçuk Bey ağlıyor mu? İşte inandırıcı olan o...

Ancak bir gerçeği de unutmayalım, rakı sofralarında meze olarak “kavun ve peynir “olmazsa derler ya, onun gibi bu tür konularda bol gözyaşlı meze olmazsa olmuyor galiba...

Acaba diyorum, birileri de finali seyrederken yanındaki kızına: “Bak yavrum, her şey var ; ama mutluluk yok. Yanlış bir adımın, yasak bir aşkın sonu nasıl bitti.” Falan demişler midir? Demişlerse bile, kaç kişi? Bir de bunu bilebilseydik?...
 
Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
 

Begen



  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena