Benim Çılgın Projem-4

Ülke adına yapılan herşey bilime, çağa, plana hesaba kitaba uygunsa, yanlız günümüzde değil, geleceğin tarih sayfalarında da saygı ve teşekkürlerle yerini alır. Yaşamın en önemli amacında bu tür yapıtlar bırakmaktır.

Son günlerde çılgın projeler diye nitelenen, planlar amaçlarına tam uysa bile orada bir şey eksiktir ve çok önemlidir ama, onlarada pek dikkat edilmiyor.

O eksik olan insan faktörüdür.

Kim yaşayacak bu projelerin ve yapıların içinde? İnsanlar. Kentler, binalar yaşam standartları, insan beyninin ve ruhunun yaratıcı ve yüce değerleriyle örtüşmezse, orada yaşamın ruhu yok demektir.

İnsan faktörü bakımından ülkemize bir bakalım: Ortalama 300 kelimeyle konuşan bir halkın, eğitim düzeyi gene ortalama ilkokul 5’inci sınıf düzeyine ulaşmamıştır. Gazete okuyanların sayısı dünya standartlarının altındadır. O standartlara göre kitap okuyanların sayısı son sıralardadır. Oysa bizde isterdik ki, bu konularda çağdaş dünyadan geride olmayalım yaşadığımız zaman dilimine ve kendimize saygımızı koruyalım. En azından günde 3000 kelimeyle konuşabilseydik, klasikleri ve güncel konulardaki kitapları da, şimdiki gibi %1 değil, %10 dolaylarında okumuş olsaydık. Ve nüfusun yarısı da ikinci dili konuşabilseydi çok şey farkederdi çünkü insan faktörü yapılanmış olurdu.

Bu özlemlerin bir çözümü olmalı. Bu ülke, İsanbul’a ikinci bir boğaz açabiliyorsa, onun kadar zor olmayan her bireye ondan daha çok yararı olan benimde projelerim var. Bunlara, “Tatlı Çılgın” bir proje diyede nitelenebilir. Önce aşağıda size, iki resmi sunuyorum. Bunlarda biri 40 yaşlarda bizim ülkemizin kadının, öteki 54 yaşlarında Rusya’dan işçi olarak gelen bir başka kadının çizdiği resimler.

Ufak bir araştırma yaptım. 50 erkek, 50 kadına her birine boş bir kağıt vererek bir insan, bir tavuk, bir köpek, bir at resmi çizmelerini rica ettim. Bu elli resim arasından birini kurayla çektim. Dışarıdan gelen kadının resmiyle yan yana koydum.
 
 
Rusya'dan gelen 54 yaşındaki kadınının çizdiği resim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
40 yaşındaki bizim ülkemizin kadınının çizdiği resim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Resme bakmayı bile günah sayan bir toplumun, insana, objelere bakışı işte böyle olacak. Objelerin beyninde canlanıp çizgiye dönüşememesi, yüzlerce yıldır, atrofiye (gelişmemiş) uğramış yeteneklerinin kuruduğunun somut kanıtlarıdır. İnsanın haykırası geliyor. Resim neden günah olabilir ki? Bunca kötülükler dururken, resmin günahla bağlantısı kağıt üzerinde mi, insan beyninde mi? Son zamanlarda yurdumuza dışarıdan çeşitli ülkelerden çalışmaya başka amaçla gelenler var. Bu ikinci gurubun da bizim erkeklerimiz arasında alıcı müşterileri çok bu erkekler yaşadıklarında her yerede anlatırlar. Ve şu soru sık sorulur bu kadınların nesi farklı, banada sorulmuştur: Anotomileri aynıdır hiçbir farkı yoktur ancak kendi bedenlerini ve ruhlarını kullanmada, fark atıyor olabilir derim.

Birinci figürleri çizen kadınla, evlisiniz ve hayat boyu yaşayacaksınız diyelim. Neler fark eder sıralasam sayfalar yetmez. Masaya konulacak çiçekten tutunuz da, insanlar ve olaylar hakkında yorumları sizin idealleriniz, onun hayalleri, amaçlar, estetik ve sanatsal içerik, daha hayatı bölüşmek eşlerin birbirine uyum sağlamaları mutlu olmaları için daha pek çok şey gereklidir. Ve bu gerekli olan parçalarda çok önemlidir. Çünkü bu yuvada çocuklar gelişecektir.

Buraya bir nokta koyalım Petersburg’daki Hermigtay müzesine gidelim. Müzede, 3 milyonun üzerinde sanat eseri sergileniyor. Seyretmek için her birinin önünde bir dakika dursanız, günde 10 saat yemek ya da ihtiyaç bolası vermeden bu ziyareti sürdürseniz, ortalama 15 yıl da bu müzeyi ancak dolaşabilirsiniz.

Kim ya da hangimiz dünya müzeleri dahil, yılda üç günümüzü bu gibi mekanlara ayırabiliyoruz? Açılmamış beyin, giderek sosyal hayattan tümüyle kopar, öyle ki, anne babalar çocukları üzerindeki saygınlıklarını bile yitirirler.

Bir de yaşanan sosyal gerçeklerin alt yapısı olan, yüzlerce yıllık genetik yapımıza baktığımızda onların da bir yetenek, potansiyeli ile zayıf donanımlı olduğunu görürüz. Örneğin nerede spor alanlarında, bilim ve teknikte bizim insanlarımızın oranları ne kadar düşük olduğunu hayretle görürüz. Yapılması tasarlanan “çılgın proje” içeriğinde olan, biri Avrupa, öteki Asya tarafında kurulacak “İki Yeni İstanbul’un” o yeni binalarında yaşayacak insanlarımız bu proje kapsamı içine giriyorlar mı? Bir zamanlar Bursa ya da Balıkesir yörelerine gelen göçmenler için yapılan iki katlı evler. Alt katında hayvanlar, üst katında insanların yaşaması için planlanmıştı. Bir süre sonra gidip gördüler ki, hayvanlar üst kata insanlar alt kata yerleşmişler. Çünkü üst katlar soğuk ve ısınmıyormuş. İnsan faktörü unutulursa, ortaya rusuz betonermeler kalır.

Aşağıda iki resim daha sunuyorum, bunlar Palaeolithic dönemlerden kalma mağara duvarlarına çizilmiş resimlerdir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ceylan, usta bir ressamın elinden çıkmış kadar estetik. Bizon da, Picasso’yu düşündürecek kadar sanatsal mesajlar. Demek oluyor ki, o ilkel dönemde, yeteneklerin bileklerine kelepçe vurmadıklarından o dönemden günümüze bizlere gönderdikleri sanatsal ve estetik içerikli selamlarını aldığımızda kendi soyumuzla gurur duymuş olabiliriz. Ancak ondan daha çok kendi insanlarımızın durumlarına bakarak derin derin düşünüp üzülebiliriz.


Sevgi ve saygılarımla.

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena