Çekirdek

En küçük çekirdek, görebildiğiniz en küçük bir kum tanesi kadardır. Yüzlerce binlerce çiçeğin tohumları böyledir. En önemlisi bir incir çekirdeği, ondan kocaman bir ağaç olur. Bu küçük özün içinde, kurulu, zaman ayarlı biyolojik bir saat vardır. Zamanı gelince düğmeye basar uyuyan cevheri harekete geçirir. Bu zamanlama kiminde yaz başı kiminde kış ortası ya da sonbahardır. Bu sistemi çalıştıran sistemin adı HÜCRE bilincidir. Bedenimizdeki hücreler de böyledir. Karaciğer hücreleri, bağırsak hücreleri tıpkı beyin hücleri gibi ne yapacağını bilirler.

O küçük cevherin içinde DNA molekülü dediğimiz bir yapı vardır. Bu çekirdeğin, yani ondan üreyen, bitkinin canlının yol haritasıdır. Ne zaman topraktan çıkacağı, ne kadar büyüyeceği, renginin kokusunun neler olacağı ve gelecek soy zincirini korumak için, tohumlarını nasıl ve hangi aracılarla toprağa göndereceğini hatasız uygular.
Bu döngüye kimileri Allah’ın işi, kimileri ise doğanın kuralı ya da kurgusudur der. Metafizik açısından baktığımızda, evrendeki bu ve benzer olayları, milyarlarca galaksinin milyarlarca yıldızı, deniz diplerinden, mağralara, göllere ormanlara, nehirlere kadar her yerdeki canlılarla birebir ilgilenip, onları idare etmeye Allah’ın işi der geçeriz. Bu bizim işimize gelir ve beynimizi yormaz.

Metafizik açıdan bu yoruma bir kolaylık getirmek için, olaya başka bir gözle baktığımızda, şöyle bir benzetme de yapabiliriz: Allah bir düzen kurdu. Bu düzen 15 milyar yıl önce bir patlamayla ortaya çıktı. Halen evrimi sürüyor. Biz bu planın sadece işleyen yanını görüyoruz demek akla daha yakındır. Böyle de olsa, gene de NEDEN, NİÇİN ? sorularıyla beynimizi yormayız.

Oysa beyin, Tanrının öz varlığının bir cevheri olarak bize kendinden verdiği bir parçadır.

Doğal evrim açısından baktığımızda, yaratılışın o bilinmezliğini de araştırıken, saatin içine de bakarız. Sebep-sonuç ilişkilerini öğrenip aklımıza yani tanrının bir parçası, küçük tanrılar olarak, bu ilişkilerdeki gizemleri çözmeye çalışırız. İşte bütün sorun buradadır. Bir grup beynini yormadan, güce tutsak eder. Olayları olduğu gibi kabullenir. Öteki grup gene Tanrıdan aldığı anahtar beyniyle, doğanın sırlarını, şifrelerini çözmeye çalışır. O da bu yoldan, kendi tanrısı olan beyninden hareketle, büyük Tanrıya ulaşma yoluna girer.

Bu grup insanlar, arılar gibi çalışırlar, kovanlarını doldururlar. Bir başka grup ise, çoğu zaman kovan boşda olsa, bununla yetinirler. Kovanları dolduran, arıların hangi çiçekten nasıl bal alacklarının yol haritaları vardır. Tıpkı o arılar gibi yaşamlarında yol haritaları olanlar ve çizenler, arabaları, uçakları, televizyonları, internetleri, bilimin her alanında yarattıklarını insanlığın hizmetine sunarlar. Ayrıca milyonlarca yıldır, çiçeklerin renklerini ve kokularını da değiştirebilirler. İsterlerse, Allah’ın yarattığı kırmızı gelincik çiçeğini beyaz renge çevirebilirler.

Bu Tanrıyla zıtlaşmak değildir. O öyle istediği için, biz bu cevheri kullanarak, kendi yaratıcı gücümüzden gurur ve onur duyarsak, bu bize verilmiş bir haktır, anamızın ak sütü gibi helaldir.


Sevgi ve saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena