Çok Üzgünüm

Değerli okurlarım, 3-4 gün önce idi. Televizyonda belgesellere meraklıyımdır. Yıllardır, belgeselleri izlerim. Bu konuda hayvanlar hakkında bir üniversite bitirmiş kadar, bilgi aldım. Hayatımızı ve kendimizi yorumlamada, mesleki uzmanlığımla bütünleştirdiğimde, doğa ve yaratılış konusunda, donanımlı oldum. Bu belgeseller, benim bir üniversitem gibi, onlardan hala ders almaya devam ediyorum. Bugün çok üzüldüğüm bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Siyah renkli okyanus kuşlarından martı gurubundan deniz kuşları, bir adayı kendilerine mekân tutmuşlar. Yalçın kayalıklarının oyuklarına ve çıkıntılarına denizdeki bir ada üzerinde yuvalarını yapmışlar, yavrularını büyütüyorlar. Uçma zamanının geldiğini yavru kendi belirliyor. Aşağıda denize dik bir uçurumun üzerinden bir yavru kuş oradan denize atlıyor, kanatlarını çırpsa da bir top gibi suya düşüyor. Düşmesiyle çıkması bir oluyor ve yüzmeye başlıyor. Bunlardan biri, ortalama tenis topu kadar bile olmayan, son derece sevimli bir yavru, etrafına baktı, neşeyle, sevinçle denize atladı. Mutluluğu hareketlerinden okunan, sesinde yankılanan bir neşe ile annesine seslendi. Ama anne yoktu. Biraz ileride bir deniz martısı, sanki bu anı bekliyor gibiydi. Bizim küçük topumuz, pekiyi derecede sınıfını geçmiş anaokulu öğrencisi gibi, hayatının sonsuzluğuna yani denize atlarken, böyle başarı karnesini süsleyerek annesine götürür gibi heyecanlıydı. Annesine tekrar seslendi, ama ileride beyaz bir martı ona yöneldi. Düşmanın geldiğini anladı, kaçmaya çalıştı. Martı ona yöneldi, düşmanın geldiğini anladığı kaçmaya çalıştı. Martı yaklaştı, bizimkisi bir deneme dalışı yaptı, suyun altında iki saniye kalabildi. Çıktığında martı onu gagasına alıverdi. Biraz ileride bir çıkıntının üzerine götürdü. Yavrunun yüzü martıya doğru, martı gagalarken onu o da yumuşak küçük gagasıyla kendini savunuyordu. Ve hayata neşeyle gelen genetik donanımlı, yaşam mutluluğundan aldığı bir yudumla öbür dünyaya gitti. 
 
3-4 gündür bu görüntünün etkisindeyim, içten huzursuzum. O donanımla bu kadar çabuk ölüme gitmenin, hayata sarılmayla, aynı anda ölümün boşluğuna düşmenin tezatlarını içime sindiremedim.

Anladık kuralmış. Böyle olması gerekiyormuş, ama bizimde duygularımız var. Amma…

Yukarıda resimde gördüğünüz 7 yaşındaki damla, 25 yaşındaki bir delikanlı tarafından öldürüldü. Geniş alınlı canlı ve zeki bakışlı, saçları örgülü, dudaklarından sıcacık gülüşler kaynayan bu doğa harikası kızın ölümünü içime sindiremiyorum. Nasıl olur, niçin oldu, 25 yaşındaki bir erkek bu çocuktan ne istedi?

Eğer damla büyüyüp evlenseydi, kendisi gibi dünya güzeli iki çocuk doğuracaktı. Acımasız katil, o iki çocuğu da doğmadan martının deniz kuşunu bulup öldürmesi gibi, elinin tersiyle itivermişti.

Değerli okurlarım, doktorum binlerce ölüm gördüm. Ama insanın ruhu ölüme ve acımasızlıklara nasırlaşmıyor, bir boşluğa doğru isyan ediyorum.

Saygılarımla
Dr. Haydar Dümen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena