Evlilikte Kadının Rolü

Halen de Türkiye'mizde tüm evliliklerde yakın bir çoğunlukta erkeğin eğitim düzeyi kadınlarınkinden yüksektir. Kızlarımız, genellikle ev kadını olmaya programlanmaktadırlar. «Kadın kocasına göre baş bağlar.» Evlenince ona bakacak bir kocanın olacağı inancı, kızlarımızı erkekler gibi «ekmek parası kazanmaya» zorlamamaktadır. Üstelik «el kapısına» gidecek olan kıza eğitim gibi, özveri ve harcama gerektiren bir yükümlülük, boşa giden bir emek! gibi değerlendirilmiştir. Daha işin başında, erkekler (babalar) erkek çocuklarıyla yakından ilgilenirler. Kendi kökleri ve işleri doğrultusunda erkek çocuklarını bir güvence saydıklarından, evde kalacak, «baba ocağını tüttürecek», olan erkek çocuk, daha değerli sayılmıştır. Buna karşın, her şey gene babanın tekelindedir. Bu egemenlik: «Babalı oğlanın malı olmaz» benimsemesiyle dile gelir. Bu nedenle kız çocukları hayata atılırken bir dezavantajı da yüklenmek zorunda kalmışlardır. «Oğlan doğurdum oydu beni, kız doğumdum soydu beni» özdeyimi, bu benimsemenin özlü anlatımıdır.

Görülüyor ki, konu giderek açılan bir yelpaze içinde, evlilik birbirine bağlantılı olarak bir sorunlar demetine dönüşmektedir. Kısacası babanın otoritesinden ödün vermez sert eğitimi, onu, bu statüsünü koruyabilmek için, sık sık evden uzaklaşıp, erkek arkadaşlarıyla gruplaşmak zorunda bırakmıştır. Çocukların şımarmaması için, fazla sevilip okşanmamaları, kucaklarına alınmamaları, geleneksel aile yapısının, kimi ailelerde övgüyle söz edilen, gurur verici yanı olarak nitelendirilir.

Kucaklarına bir kere bile alıp okşamadıkları, ancak onlar uyurlarken elleriyle bir iki kere dokundukları çocuklarından bu sevgi kopukluğu, gene bize özgü bir bahtsızlıktır.

Böylece erkekler bir yandan, kadınlarını yaşamlarından dışlarlar, öte yandan da çocuklarını şımarmasın diye sevip okşayamazlarken, en büyük iki sevgiden (kadın - aşk ve çocuk sevgisi) yoksun, yaşamlarını tüketip gitmişlerdir.
Evinden yıllarca günde birkaç kez koparılıp alınan erkeklerin, aralarında gruplaşmaları Freud'iyen görüşe göre de, kimi olumsuz yorumları akla getirmektedir.

Bu kümeleşme barbarlığa ve kaba güce geçit sağlamıştır. Kadına ödün vermez kazak erkek tipi gözde olmuş, kadınla bütünleşmeye çalışan erkek ise «kılıbık» sayılarak aşağılanmıştır.

Bunları örneklemeye gerek yoktur. Her ailede, çok değişik modelleri görebiliyoruz. Bizim karmaşık (hetorojen) aile yapımız nedeniyle, bu karmaşıklığın doğurduğu sonuçlardan dolayı, kimse kimseye fazla saygı duymamaktadır. Her grup, her aile, bir ötekinin kendine göre olumsuzluklarını yadırgayıp tenkit etmekte, hoş görmemektedir. Üstelik çok büyük toplumsal ve sosyal olaylara, bizim insanlarımızın gözleri kapalı, kulakları tıkalıdır. Batı toplumlarındaki değişimlere ve gelecekte olabileceklere karşı, toplumun dinamik güçlerinden en ufak bir reaksiyon bile doğmamaktadır. Toplumca: «El ile gelen düğün bayram» örneği bir Doğu fel-sefesinin vurdumduymazlığı içindeyizdir. Oysa ölüm ve yok olma karşısında tüm canlıların, özellikle insanların bilinen reaksiyonları değişmez.

Dünyadaki her olay, artık tüm insanların malı olma yolundadır. Anıda haber alma olanaklarının yaygınlaştığı günümüzde, aynı acıyı, aynı kızgınlığı, aynı neşeyi milyonlarca insan anında duyabilmektedirler. Bu insanlığın bugüne değin vardığı en olumlu, en saygıdeğer aşamadır. Dünyanın öteki ucunda haksız yere akıtılan bir damla kan bile, içimizi sızlatmaya, bizi ilgilendirmeye, düşündürmeye ve bir yargıya varmaya başlatmışsa, çağımızın sanayi toplumunun insanlara yarattığı sorunlara, yavaş yavaş çözümler de geliyor demektir. Çünkü günümüzün ana sorunlarından biri de yalnız insan sorunudur. Bu sorun anksiyete kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Kişioğlu bu yalnızlığını gidermek için, bir bütünleşme sürecinin tüm yollarını aramaktadır. Evlilik de, yalnızlıktan kurtulmayı, yani bir başkasıyla bütünleşmeyi amaçladığından, çağımıza uygun kurumsallığını koruyabilir. Uygulamada evlilik, bütünleşme istek ve açlığının giderilmesi yerine, daha bir insanları yalnızlığa itiyorsa, bundan daha dramatik bir şey de düşünülemez.


Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena