Fransa`da Nikah Sözleşmesi Demoda Yaşasın Evlilik

Ortalama 30 yıldır, bugünkü evliliklerin şekil değiştireceğini, yüz yıl içinde yeni yöntem ve düzenler geleceğini söyleyip duruyorum. Nedenlerine gelince:

İnsan ömrü uzadı. Halen 90 yaşların yaşandığı bir dönemdeyiz. Önümüzdeki yıllarda, yaşamın 120 ya da 150 yıl olacağından söyleniyor. Biz bugüne göre hesap edersek , 20’li yıllarda evlenildiğine göre, bir evlilikte, 70 yıllık birlikteliğe angaje olunup imza atılıyor.

İnsan fizyolojisine bağlı, yaşam dinamikleri özellikle de beyin fonksiyonları değişiyor. Şöyle ki: İnsanların ortalama yarısı, damar sertliğine bağlı, dolaşım bozukluluğundan yaşamlarını yitiriyorlar. Bedenin 50’lide biri ağırlıkta ama, oksijen tüketimi ise, öteki dokulara göre tam yedi katı fazla olan, beyin dolaşım sistemindeki ince aksamalar, kişilik ve huy değişimine neden olabiliyor.

Bu tür kişiler daha bir vurdum duymaz daha sorumsuz, kendi keyfine yönelik egosantrik oluyorlar ya da tam tersi titiz, paranoyak, alıngan, kıskanç vb. gibi huylar ediniyorlar.

Oysa beynin bir başka özelliği var, dolaşım ya da sisteminde bozukluk olmazsa, gelişimini sürdürüyor, potansiyeli üzerine potansiyel kazanıyor. Bu nedenledir ki, büyük sanat ve bilim adamlarının çoğu, yapıtlarını 60’lı yıllardan sonra vermişlerdir.

Özetlersek 2 kişiden birinin beyin fonksiyonları azalırken, ötekide keskinleşip bileniyor ve de gelişiyor.

Evliliklerin kuyusunu da işte bu değişim kazıyor.

İster kadın ister erkek, zıt yönlerdeki bu yol ayrımına gelindiğinde, karşılarına evliliğin kendi gerçekleri ve kuralları çıkıyor. Örneğin 70 yaşından sonra kim kimin çayını yapacak? Kim ötekinin pijamasını ütüleyecek, sofrasını hazırlayacak? gibi. Bu saydıklarımıza çözüm bulunsa da, evlenilen yaşlardaki kişilik gidip, yerine eşe göre tam zıttı bir karakter gelmişse, bu yaşam zorluğunu kim nasıl telafi edecek?

Böyle bir durum, başlı başına işkence ve de insanlara yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Evlenildi, hayat paylaşıldı, çocuklar büyüdü, bu durumda evliliğin temel amaçlarından da uzaklaşıldı. Onun yerine ise eşlerin birbirlerine bakma zorunluluğu öne geçti. Oysa kişilerde, eşlerine bakacak güç de kalmadı.

Bu durumun yarattığı tablo: Mutsuz, karamsar, umutsuz, çaresiz, bir zorunluluk. Dinamik insan yapısına sahip olan insan da burada zorlanıyor.
 

Yukarıdaki gazetede okuduğunuz habere göre, daha şimdiden öteki ülkede harekete geçilmiş, yeni yöntemler işlevlik kazanmış.

Öyleyse “ölünceye kadar bir yastığa baş koymak” sözü de, “bu evden beyaz gelinlikle çıkarsın, ancak beyaz kefenle dönersin” baskıları da, ekonomik ve kültürel bağımsızlıkları olmayan toplumlarda, bir süre daha geçerli olacaktır. Sonunda, eskiyen her şey gibi o da evrimin çöp sepetine atılıp, yola devam edilecektir.

Evrim durdurulamaz olduğuna göre, uzun yaşa evet ama, aynı kişiyle yüz yıl birlikteliğe hayır. Kararının alınacağı günler gelecek. Üstelik, daha bugünden o tek yastıklar ikiye çıkmışken.

Şimdi yapılacak şey, evlenme tercihleri ete, kemiğe değil beyne ve akıl ikizinizi bulmaya yönelik olmalıdır. Aklın evliliği ve bütünleşmesiyle yola devam edilirse, ömrü de uzar, toplum da rahat eder ve üretim artar.

Çözümün ilk adımı için o bekar sanayinin kurulması gerekir. Ne varsa evlilik üzerine kurulmuş bir düzen ve sanayide, çatırdayan, çöken evlilik üzerine yatırımlar da, çökeceğinden, kapitalist sistem, kendilerine yeni pazar payları arayacaklardır. Bu durum da, insanlar daha mutlu, hayatın tadını çıkarıp üzülmeden, daha az kavgalı, daha uyumlu, bir toplum yaratılacaklardır.


Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena