İlginç Mektuplar

40 Yıl Önce Gelen İlginç Bir Kaç Mektup
 
Aşağıda sunduğum mektuplar cinsel konuda ilginç örneklerdir. Bir yığın burukluk acılı yaşantılar, bunalımlar ve umarsız çırpınanları dile getirmektedirler. Yorumsuz sunuyorum.
 

15 yaşındayım. Bir gecenin sabahında külotta ıslaklık gördüm. Çok hayret ettim. Fakat bu geceden önceki gecelerde, her uyandığımda erkeklik penisim sertleşmiş olduğunu görüyordum ve buna şaşıyordum. Bu geceyi takip eden gecelerde, devamlı meni akıyordu. Çok sonra bu akıntıya meni dendiğini, sperma hayvancıkları olduğunu öğrendim. Gece rüyalarıma giren sayısız çıplaklardan dolayı, her gece birkaç defa meni akıyordu. Çok halsiz, bitap uyanıyordum. Geceleri uyuyamıyordum. Sağa sola dönüyordum. Canım pek fazla sıkılıyordu. Bazen komaya girmiş gibi uyuyordum. Ter içinde uyanıyordum. Arkadaşlardan öğrendiğime göre, onlar da gece kadınlarla cinsel birleşmede bulunuyorlardı. Ve böylece arkadaşlardan duyduğum, kendi kendimi tatmin şekline başladım.

Müthiş sarsılıyordum. Fakat vazgeçemiyordum. Varlığıma küfür ediyordum. Kendime çok kızıyordum ve çok kötü bir yolda olduğumu biliyordum. Fakat her gece, gündüz durmadan meni akıyordu. Bu halsizlik ve başdönmesi ilk günlerden başladı. Ayrıca, ağzım ve vücudum kokuyordu. Utancımdan kimseye söyleyemiyordum. Ayıp karşılarlar diye yerin dibine giriyordum. Yalnız çok sonraları meninin beyaz olduğunu öğrendim. Halbuki benden sarı bir sıvı akıyordu. O zaman tam hasta olduğuma kanat getirdim. Geceleri uyuyamıyordum. Nihayet babama yalnız hasta olduğumu söyledim. Doktora götürdü. Fakat aradan beş büyük sene geçmişti. Deniz banyolarına çok sık gittim. Hormonlu ilâçlar aldım. Biraz düzeldim, fakat hâlâ altı yıldan beri bir sersemlik hali, bir başdönmesi ve ağızda, vücudumda pis kokular var. Durumumu anlayacağınızı sanıyorum. Takdirinize bırakıyorum.

                                                          **********************************************************

Bir üniversite öğrencisi olmama rağmen cinsel konuda hiçbir bilgim yok. Sizden ricam, bu konuya dair soracağım birkaç sorunun cevaplandırılmasıdır.

1. Cinsel konuda tam faydalı ve öğretici bir kitap var mıdır? Bu hususta bana okumam için hangi kitapları tavsiye edersiniz?

2. Ben sık sık gece boşalmaları yaşıyorum. Bu durum 5 veya 6 yıldan beri devam ediyor. Haftada 2, 3 veya daha fazla. Babam da zannedersem aynı durumdaymış. Şimdi evli olmasına rağmen, yine de oluyormuş. Bunu kendisine şikâyetçi olduğum zaman söyledi. Acaba bunun önlenmesi için yollar yok mudur? Bu, babadan oğula geçen bir karakter midir? Arkadaşlar doktora çıkmamı söylüyorlar. Ben ise doktora durumumu anlatmaktan sıkılıyorum. Bu hususta tavsiyeleriniz nelerdir?

3. En önemli sorularımın biri şudur : Yaşım 19 olmasına rağmen şimdiye kadar hiçbir kadınla cinsel ilişkide bulunamadım. İçine kapanık ve pısırık biri olduğum için, çok sıkılıyorum. Bir kız arkadaşla doğru dürüst konuşamıyorum. Halimde bir tuhaflık oluyor. Geçen sene üniversite giriş imtihanı vesilesiyle geneleve bir kadına girdim. Kadın, benim çaylak olduğumu anladı. Hiçbir samimiyet kurmadan beni doğrudan doğruya ............. Fakat bana ne tatlı bir söz söylüyor, ne de iyi davranıyordu. Bende hiçbir arzu uyandırmamıştı. Sıkılmıştım. Bir de kadın bana: «Sen de erkek misin çaylak!» diye söylenmeye başlayınca ne yapacağımı şaşırmıştım, vücudum titriyordu. Bu durum karşısında daha fazla odada kalamazdım, giyindim ve otelin yolunu tuttum. Otel merdivenlerini zor çıkıyor, sinirimden intihar etmeyi bile düşünüyordum. Bir erkek olduğum halde, kadına hiç birşey yapamamam beni deliye döndürmüştü. O zamandan bu yana herhangi bir kadına gitmekten çekmiyorum. Bu kadın beni korkutmuş ve ürkütmüştü bir kere. Kadına girdiğim zaman, bu kadınlar da, o kadın gibi soğuk davranacak olursa, diye düşünüyorum. O durum yine tekrar ederse, kendime güvenimin büsbütün kırılacağından korkuyorum. Bana tavsiyeleriniz nelerdir?..

Not: Aslında önemli bir sorunu yok. Sadece bir kuruntunun kompleksine katılmış, genelev kadınının sorumsuzluğuyla, kendini bunalıma itmiş.

—Yaşım kırk, evliyim ve ayakkabı fetişistiyim. Bu durumumu uzun yıllar, irademle yenmeye çalıştığım halde, maalesef muvaffak olamıyorum.

Benim için çok üzücü olan bu durumumu, çekingenliğim ve bu kötü hastalığın verdiği bir çeşit aşağılık duygusuyla, şimdiye kadar herkesten sakladığım gibi, bilhassa erkek arkadaşlarımdan (hatta bu bir doktor dahi olsa) bakışlarım ve dolayısıyle hastalığım anlaşılacak diye çekinmekteyim. Aylardır size yazmak istediğim bu mektubu bugün kendimi yenerek yazıyorum. Beni aydınlatmanızı ve bundan kurtuluş olup olmadığını lütfen bildirmenizi rica ederim.

                                                  ********************************************************

—«Derdini söylemeyen, derman bulamaz» atasözüdür. Hele doktorlardan hiçbir dert gizlenilmez derler. İşte ben bu sözlerden kuvvet alarak, derdimi siz kıymetli doktora açmakta bir sakınca görmüyorum.

Ben 24 yaşında bir erkeğim. Güney Anadolu'nun bir ilçesinde oturuyorum. Şimdiye kadar ne bir kadın ve ne de herhangi bir kız hayatıma girmedi, sevmedim. Ancak her er kişi gibi, ben de sevmek, evlenmek isterim. Oldukça hassas bir kimseyim. Ben Tanrı'nm insanlara verdiği sevgi lütfundan nimetlenmeyi dilerim. Ancak bu sevgim yukarıda da belirttiğim gibi, bir kadına, kıza (evlenme çağında olduğum halde) olmamıştır.

Doktor bey, ben öyle bir hisse sahibim ki, bazı pek nadir erkeklere oldum olası sevgi duyarım. Meselâ, normal olarak herhangi bir yerde gezerken rastladığım güzel yüzlük olarak görünürse, o kişiye sevgi duyarım. Aslında bu adam yabancıdır. Takdir edersiniz ki, tanımadığım böyle bir kimseyi ne kadar sevsem, o anda gidip: «Sen ne güzelsin... Seni çok sevdim!» denilemez. Bu, o kişi tarafından hoş karşılanmaz ve belki de hakarete uğrarım. Oysa ben o erkeği öyle severim ki, ardından bakakalırım. Hatta onu görmek için takip bile ederim. Bu pek nadir zamanlarda olur. Ve o kişi hayalim içinde yer eder. Günlerce onu hayal ederim.

Zaman denilen bu akıcı nesne, beni bazen çok acı hatıralara sürükler Meselâ, bundan yıllar önce vazife icabı Anadolu'nun bir şehrinde bulundum. Aynı dertten, bir kişiyi sevdim. Ama hissimi açmadım. O da beni benim onu sevdiğim kadar sevemezdi. Ben onu beni eriten, yakan bir sevgi ile seviyordum. Zaman geldi ayrıldık. Aradan yıllar geçti. Hâlâ onunla mektuplaşıyorum. Şimdi onu eskisi kadar sevmiyorum. Fakat eski sevginin kökleri kalbimden sökülmüş değil.

Bundan iki yıl önce tanıdığım iki arkadaşa aşırı bir sevgi hissi duymaya başladım. Ben dindar bir insanım. Onlar da aynı benim gibiydiler. Yani, beş vakit namazını eda eden kimselerdir. Tanıştık, ben çok mazbut ve ağırbaşlı, içime kapalıydım. Onlar da benim gibiydiler. Ben ikisini de aynı hislerle severdim. Tıpkı canım gibi. Bir şey elime geçse yarısını onlara yedirirdim. Hasılı bir sevgi tufanı içindeydim. Onlar da bana karşı samimiydiler. Fakat benim gibi içleri eriyerek beni sevdiklerini kesin olarak ifade edemem. Zaman oldu, arkadaşımın birisi ayrıldı gitti. İçim paramparçaydı ondan ayrılırken. Kalbim kan ağlıyordu. Çünkü o vardı, o kalbin içinde. Ayrılırken ben ağladım. Fakat o ağlamadı. Ayrılalı 3 yıl oldu. Şimdi onunla mektuplaşıyorum. Mektupları gayet samimî, ben ise onu eskisi gibi seviyorum. Bu ar-kadaşımla ayrılınca, diğer ortak bir arkadaşımız daha vardı. O arkadaşımla yalnız kaldık. Aslında onlar birbirini sevmezdi. İkisini de seven bendim. İkisinin de yüzü bana gayet güzel görünürdü. Netice yalnız kaldığım arkadaşla zamanla çok samimi olduk. O evli, 2 çocuklu ve benden 3 yaş büyüktü. Ama boyu benden kısa olup âdeta sevimli bir çocuk gibiydi. Zamanla onunla çok candan olduk. Lokmalarımız beraber giderdi. Her görüştüğümüzde sarılırdık birbirimize.

Şunu itiraf edeyim ki; ikimiz de birbirimizi en temiz, en tabiî, en saf sevgilerle Allah sevgisiyle iki candan kardeş gibi severdik. Bu sevgi fazlasıyla ilerledi.

Bir gun yine buluştuk. İşimiz gereği ayrılma zamanımız gelmişti. Nasıl ayrılacağımızdan bahsettik. Benim içim acı ile dolmuştu. Beni o kucakladı. Sonra her zamanki gibi, ben de onu kucakladım. İkimizin yüzü birbirine sürülüyordu, öpüştük. Sadece temiz hislerle. İkimiz de şimdi ağlıyorduk. Sonra yüzümüzü birbirine sürerken, ikimizin ağzı birbirine sürüldü, öylece kaldık. Sonra ayrıldık, birbirimize birşey demedik. Ben tuhaftım. Sevgi hissim beni yakıyordu. Onu ulvî sevgilerimle şimdi daha fazla seviyordum. O nasıldı bilmem? Ayrıldık.

Dayanmak mümkün değil. Birimiz kız olsaydık, evlenirdik. Ama durum aksine. Sonra, o başka bir şehirde benden uzak. Yılda bir veya hiç görüşemiyorum. Onu çok seviyorum. Doktor bey, bu sevgi beni her geçen gün eritip bitiriyor. Şimdi yine o aklımın içinde. Beynim zonkluyor. İstiyorum ki, şu anda yanımda olsun. Heyhat bu isteğim kimbilir ne zaman sonra gerçekleşecek. Diğer arkadaşlarımı da unutmuyorum. Fakat bunun sevgisi dayanılır gibi değil.

                                                     ****************************************************

Efendim, ismimi saklı tutacağım arkadaşımı, çocukluğumdan beraber büyüdüğümüz mahalleden tanırım. Küçükten sarışın, çelimsiz, mahalledeki kendisinden büyük ve onun kız H... diye alay eden erkek arkadaşlarının yerine, bizlerle evcilik ve benzeri hanım-kız oyunlarını oynamayı tercih eden, çenesi düşük, ama patırtıdan, kırıcılıktan hiç hoşlanmayan, son derece hassas, sakin, geçimli bir çocuktu. Kırıcılıktan hoşlanmayışında babasının annesine gösterdiği dillere destan sertliğin, çelimsizliğinde ve zevklerinin gelişiminde beklenen (!) bir kız evlât yerine gelmiş olup, ilk beş yıl uzun saçlı, kurdelâlı, eteklikli bir eğitimle yetişmesinin rolleri oldu mu bilemem, fakat hassasiyeti diyebilirim ki, kendisinde doğuştan mevcuttu.

İlkokulu anlattığım gibi birlikte okuduk. Zekiydi, ortaokul imtihanını kazandığı bir yatılı İstanbul lisesinde okumak üzere 11 yaşında şehrimizden ayrıldı. Bu süre içinde kendisini arada bir tatillerde o da biz seyahate çıkmaz, yazlığa gitmezsek görebiliyordum. Arkadaşlığımız bozulmak şöyle dursun, daha olgunlaşmış, daha içten bir şekil kazanmıştı. Gelgelelim, buna rağmen gerek yaşıtlarından geri kalmış gelişme durumunun da etkilediği ürkek hali, gerek zaman zaman birşey söylemek istermiş gibi ağzını açıp sonra birden susuşundaki, bakışlarındaki gariplik bana gizli gizli onu kemiren bir dertten acı çektiğini, o derdin niteliğini, ne bilgim, ne de idrakimle kavrayabilecek durumda olmadığımı daha o yaşlarda hissediyordum.

Nihayet liseyi okuduğu yıl, dananın kuyruğu koptu. O malûm suçtan dolayı bir kalemle kovuldu. Bu bir bakıma da tragedyasının başlangıcı oldu. Kendisini o hale sokmaktan belki ondan daha fazla suçlu olan çevresi, hatta ana-babasmm nazarında o, bundan böyle lanet damgasını alnına yemiş gibi damgalanmıştı. O öyleydi, öyle doğmuştu, öyle kalacaktı. «Lânetli, habis ruhu ancak cehennemde arınabilir, ondan önce de çirkefini onunla temas edenlere de sıçratmaktan başka işe yaramazdı.»

Kendisiyle görüşmem ise ancak benim de lekelenmem demek olacağından, ailem tarafından aramızdaki iki kardeşin tertemiz arkadaşlığı da artık yasak edilmişti. O da zaten herkesten olduğu gibi benden de korkar ve kaçar durumdaydı. Bu, intihar teşebbüsüne kadar devam etti.

Midesi yıkanarak tedavi altına alındığı hastanede, arkadaşım olan hemşireyi ayarlayarak, onu görmeyi başaramasaydım, o vakit bu teşebbüs, sonuncusu da olmayacaktı. «Kimin malını çaldın, kimin kuyusunu kazdın, kimin geçimine engel oldun, kimin kızma saldırdın, kimin emeğini hakkını elinden aldın, kimin canına tasallut ettin ki?... Bütün bu işleri yapanlar ya ortada dolaşır, ya üç-beş yıl içinde çıktıkları hapisten toplum içine göğüs gere gere girerken, sen neden bu denli utanasm? Sana taş atmaya hakkı olan hangi günahsız (!) gösterebilirsin bana?» dedim ona. Ancak bunun üzerine sabit bakan yüzü harekete geldi ve sanıyorum ki, bu aynı zamanda onun için hayata bir dönüş oldu.

Ama acıydı bu dönüş, yalnız etrafa karşı ve kendine karşı çoğu ümitsiz bir mücadeleye dönüştü. Nitekim uzun da sürmedi bu mücadele. Yıkılmıştım ama, yine de onu anlamaya çalışıyordum...

Ondan bunu takibeden 2 ay içerisinde hatıra defterime çektiğim, kopyalarını hâlâ sakladığım 2 mektup aldım. (Ondan sonrakileri, postacıyla anlaşan bizimkiler yok ettiler. Sonra da tabiî yazmaz oldu.) Buraya en önemli kısımlarını alıyorum:

«Bilirim dersin, ama ne bilebilir, ne de anlayabilirsin, mücadelemi, Sözümona ahlâksızlık derler, girsinler bedenime de işkenceyi görsünler. En insaflısı, duysa duysa hastalık diye göreceği bu anormal durumuna merhamet duyar. Bense, hastalık değil diyorum buna. Sinirliyim, tedirginim, korkağım. Bunlar o normal eylemleri yapan kişilerde de yok mu? Eğer toplumun, kanunun, ahlâkın beni böylesine iteklemesi olmasa, tersine anlamaya çalışsaydı, öyle mi olacaktım yine? Sinirli, tedirgin, korkak. Hiç sanmıyorum.»

«Sen benim arkadaşımsm, kardeşimsin. Nasıl sevdiğimi seni, bir güzel sözüne neleri fedaya hazır olduğumu bilirsin. Şimdi söyle bana; sevginin dışında bir his, kanımı tutuşturan, damarlarını eriten bir başka his duyduğun olmadı mı birine? O güzel yüzünü göğsüne bastıracak, seni kollarında sıkacak bir erkek düşlemedin mi hiç? Eğer düşledinse, kabahat mı ettin? Ben düşleyince niçin kabahat oluyor?»

«Niçin sen hürsün, sevilmekte, evlenmekte, yaşamakta? Benim kaderim kaçınmak, kaçmak ve unutmakken? Ben de Tanrı'yı senin kadar seviyorum. Çiçek kokularını ben de belki senden daha fazla duyabiliyorum. Ama ben neden hep suçlu, suçlu, suçluyum?»

«Şimdi sana yalvarıyorum; hiç birşey yapamazsın bana, maddî hiç birşey, ama söz ver; bundan sonra istediğin küpeyi, bileziği takar, istediğin kumaştan istediğin renk elbiseni giyerken, istediğin gibi mutfağa girip ev işleriyle meşgul olurken, kimseden korkmadan, kimseye hesap vermeden seçtiğin, istediğin erkeğinin kolunda gezerken, bütün bunları senin gibi hür, senin gibi rahatça yapmayı ancak düşlerinde görebilen beni de bir düşün. O yaptığını biraz da benim için, benim yerime yap. Söz ver bana. Bu söz bu toplumun ve bu cahil insanlığın zavallı yaptığı birinin en büyük tesellisi olacaktır.»

Sizin kıymetli vaktinizi daha fazla işgal etmemek için elimde ve farkında olmadan lüzumundan fazla uzattığım hikâyeyi kısa kesmek istiyorum.

Aradan, ondan bu son mektubu aldıktan sonra yıllar geçti. Bu arada her bakımdan beğendiğim biriyle hayatımı birleştirdim. Şimdi 5 yaşında bir kız, 1,5 yaşında bir erkek, iki çocuğum var ve çok mutluyum.

Eğer H...'yı 2 gün önce görmeseydim bunu bu kadar da duyamayacaktım ya! öylesine perişan gördüm ki zavallıyı. Bu bıyığı, sesi, boyu bosu yerinde yakışıklı genç adamı, bu çok sevdiğim (kardeşim diyebilecek kadar) duygusal asil varlığı, bu aşağılık duruma düşüren toplum mudur kader midir, neyse, ona öylesine (hoş görün) tükürmek istedim ki.

Şu anda tek tesellim, sizin gibi bir cesur yol göstericiye, siz ol mazsanız, kocam da dahil hiç kimsenin anlayamayacağı, affedemiyeceği bir toplum kurbanının durumunu iletebilmiş olmamdır.

H...'ye artık bundan sonra birşey yapılabilir mi bilemem. Ama siz ve ancak sizler gelecek H...'lere deva bulabilir, toplumun hiç değilse kocam gibi anlayışlı fertlerinde bu cinayetlere «dur» diyecek bilinci uyaracak ilk adımı atabilirsiniz. Bu ilk adım güç olacak, korkutucu, yaralayıcı olacak belki. Ama unutmayın ki, sonunda her tarafta binlercesi oynamakta olan bir insanlık dramının sahneden kalkışmda bir doktor, bir insan ve bir Türk olarak siz rol oynamış bulunacaksınız. Seçmek sizin hakkınız, ama mücadeleyi seçerseniz bilin ki, kalbim daima sizden yana olacak.

En derin hürmetlerimle...

                                                                  ***********************************************

Bu mektupların yanıtlarını merak edecektir okuyucular. Herbiri bir yaşam dramı mektupların sahipleri aramızda yaşıyor. Binlerce, onbinlerce var böyle. Bunlar ne olacak? Bu soru çok önemli. Kim elini uzatacak bu kendi durumlarını bir doktordan, bir düşünürden daha iyi tanımlayan, bilen, yardım isteyen kişilere?..

Doktoruz eğitimciyiz, yöneticiyiz demek kolay. Bu birkaç mektubu yanıtlamış olmak neye yarar. Onlara yardım etmek, içten,*duyarak elimizi uzatmak asıldır. Mektupların yanıtları az çok birbirine benziyor, «üzülme, korkma, kendini kurtar... vb.» gibi. Kuru, yavan öğütlerimize birkaçını daha eklemek konunun çözüm yolu olamaz.

Ancak bu yanıtların bile, kişilere ne denli umut kaynağı olduğu¬nu, aldığımız ikinci, çüncü mektuplarda görüyoruz. Çoğu birkaç cümle ile gerçeği öğrenmenin ya da bir yardımcı bulmanın ruhsal rahatlığına kavuşuyor. Okuyucu ya da sorunları olanlar, her mektupta parça parça kendinden bir şeyler bulabilir. Kimileri kendi sorunlarının kimseninkine benzemediğini yazmaktadır. Doğrudur bu. Ama parçaların sentezi ile aranılan tablo ve yanıtlar kişiyi aydınlatıcı niteliktedir.

Mektupta yanıtlar vererek, cinsel sorunların çözümlenmesi, kişilerin anksiyeteden kurtarılması, içimizdeki kıvanca, mutluluğa can vermektedir. Fakat, toplum için bu yeterli değildir. Bu büyük sorun'un çözümü öteki kurumların da, üzerlerine düşen görevleri bölüşmeleriyle olasıdır.


Cinsel olumsuzluklar toplumumuzda yıllarca, daha böyle sürecektir kanısındayız. Biz, gördüğümüz bunalımların, acıların büyüklüğünü ve bu önemli sorunu belgelerle ortaya kovmak ve bir oranda çözüm getirmeye çalıştık.

 
Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena