İnsan Gelişimi

Her şey beyne ve olanaklara bağlıdır. Beyin ise, gelişim şansını genetiğinden alır, dünyaya geldiği ortamlarda, eğitimle ve kalite kazanır. Beyin ne denli potansiyel kaliteli ile dünyaya gelmiş olursa olsun, eğitilmemiş ise ham deri gibi ortada kalır. Gelelim bana: Doğduğum köy 35 evden ibaretti. Çoluk çocuk toplam, 280 kişi vardı. Bunlarda 180’ini görmek nasip olmazdı. İsimlerini bir önceki yazıda verdiğim gibi, aşağılayıcı takma sıfatlarla nitelenirdi (kör Mehmet, kel Hasan vb.). Köyümüzde ilkokul yoktu. Ben 7 yaşında başka bir köyde, başka bir ailenin yanında okula başladım. Eğer okumamış olsaydım, dünyadan habersiz, kendi psikolojimin kompleksleriyle yaşamım yemek, içmek, çalışmak ile sınırlanmış olacaktı.

Köyümdeki yetişme ortamından dolayı, halen görme belliğim çok zayıftır. Defalarca gördüğüm kişinin bile yüzüne bakar geçerim anımsamam. Konuşmam 300-400 kelimeyi geçmeyecekti. Gene anlattığım bu nedenlerden belliğimde isim tutma yeteneğim çok zayıftır. Neyi tutacak ki: Tacettin’in oğlu Hüsamettin diye mi söze başlayacaktım. Müzik zevkim davul, zurna birazda saz ile geçiştirildiği için, elbette bir konserin ne anlama geldiğini asla anlamayacaktım. Genelde resim yasak, olanaklar da imkânsız olduğundan, resim ve renk konusunda, takılıp kalacaktım. Açık kırmızı, koyu kırmızı, açık mavi, koyu mavi üstü fark etmez gibi.

Gazete ve kitap yok. Bizim köye, pilli radyo 1950’li yıllarında iki eve geldi. Amcam evindeki radyoyu açınca, komşu kadın kulaklarını bezlen yani çaputla tıkardı. Nedeni: Şeytan işinden! günaha girmemek için.

Beni şimdi halimle, çizdiğim tablo arasında bir kıyaslama yapın. Bugün televizyonlar olduğu halde, yaşam değerleri kalitesinde, dünyayı yorumlamada ancak birkaç adım ilerleyebildik. Halkımızın %90’ı çizdiğim bu ilk tablodaki gibi. Değişen fazla bir şey yok.

Bırakın Allah aşkına, elde kılıçla, yere serilmiş Avrupa haritasındaki Paris’in göbeğine basarak, biraz delerek, Muhteşem Yüzyıl dizileriyle halkı avutmaya çalışmak ve enerji verme çabaları olumlu değil, olumsuz yankılar yaratır. Televizyonların çoğu da böyledir. Kendileri çalar kendileri oynarlar ama, ülkeye verecek mesajların farkında olmadan toplumun, değer yargılarını bir bir yerinden oynatırlar.

Saygılarımla
Dr. Haydar Dümen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena