İnsanlar ve Hayvanlar

Televizyonda belgesellere ayırdığım zaman, tüm programlara ayırdığım zamanın yarısı kadar. Dünyayı, canlıları, onların yaşama uyumlarına ve evrimlerine belgelerle tanık oluyorum.

Bunların biri üzerine konuşalım:

Vahşi ormanda iri bir fare türü yaşıyor. 24 yavru doğurmuş, tümü anne ilgisini bekliyor, memesini emmek istiyor. Oda nesi?... Anne fare yavrusu canlı canlı yemeğe başladı. Gözü açılmamış yavru sadece bacaklarını oynatabiliyor. Anne bunu aldırmadan yavrusunun karnından ufak parçaları koparıp koparıp yutuyor. Yavru da hemen ölmüyor.

Böyle bir olay karşısında, insanların reaksiyonları şöyle olur:

1. Anne fareyi cezalandırıp öldürmek.
2. Anne fareyi korkutup yuvasından kaçırmak.
3. Hayat onlarındır, evrimde bu varsa kendi hallerine bırakılmalıdır.

Birinci olasılıkta, fare ezalandırılıp öldürdüğünde, geri kalan bütün yavrular açlıktan ölebilir.

Eğer korkutulursa fare yuvayı terkeder, bir daha yuvaya dönmeyebilir.

Üçüncü olasılığın yorumunu doğa dengelerine göre yapalım.

Doğa bilimcilerinin yorumuna göre: Bunca yavruyu doyurmak, bakım ve beslemek için annenin süt vermesi olası değil. Bu durumda, tüm yavrular beslenemediklerinden telef olabilirler. Anne 3-5 yavruyu feda ederse, öteki yavrular kurtulur ve soy devam eder.

Bunlar bilim adamlarının yorumu biz burada doğa perspektifinden bakarak kendi yorumumuzu yapalım. Özgündür, başka yorumlarda raslamadım.

24 yavru doğuran fare, doğrum travması yaşamış, yorulmuş olup su, kan ve enerji kaybı kaybettiğinden, 24 yavruya verecek sütü olmadığı gibi hemen dışarı çıkıp gıda bulması da kolay olmasa gerek. Yani yavrular ciddi bir tehlike altında demektir. Öyle anlaşılıyor ki, bu hayvan türü, bulunduğu ortamın doğa koşullarının zorluğu ve tehlikesinden yavruları da güvencede olmayacağından, doğa buna bir çözüm getirmeliydi. İşte olan bu:

Fare kendi ihtiyacı olan protein ve enerjisini gene kendi üreterek, en azından 1-2 gün hem yavrularının güvencesini sağlamak hem gıda bulamamak riskine girmemek için, doğanın genetik kodlamasına göre, yavrularını yemesi soyunun sürmesi için bir zorunluluk ve bir kural olarak onları yemesi yaşamın bir parçası olmuştur.

Değerli okurlarım, doğanın mikro hücreden, makro en büyük hayvanlara kadar kurulmuş dengeleri vardır. Yani bir papatya ile çınarın dengelerinde olduğu gibi, ikisi de aynıdır.

Yeter ki biz doğaya bakmasını bilelim. Bunları öğrendikçe kendi şifrelerimizi daha rahat çözeriz. Çözdüğümüz kadarıyla hem kendimize, hem yaratılışımızın amaçlarına katkıda bulunuruz. Kısacası ne çok elimizi havaya açarız, ne de çözemediğimiz olaylar karşısında beynimizi tembelleştirip “böyledir de öyledir” gibi kalıplaşmış yargılarla doğamızdan, bilimden kendi yüceliğimizden kaçarız.
 

Sevgilerimle

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 10-11

 

Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena