Kadın ve Erkek Eşit Olamaz!...

Eğer bu eşitsizliği erkekten yana üstünlükle yorumlarsak, kadınları en ağır şekilde aşağılamış oluruz. Erkek ve kadın eşittir dersek, yaradana ve yaratıcı gücün en belirgin, en yüce ve kutsal değerine nankörlük yapmış oluruz. Bu düşünce bizim varlığımızı, anaların kutsallığını gelecek kuşakların yaratıcısı, Tanrının yeryüzündeki eli ve ırgatı olan kadınları kör bencilliğimizden anlayamamış ve de onları algılayamamışız demektir. Bu da kendi insanlığımıza ve aklımıza ihanettir.

O bir annedir. O bir hücreyi alır, ondan bir insan yaratır, böylece Tanrının yaratıcı gücünü içinde taşır.

Yaratıcı güç için bir isim koyarsak, göksel dinlere göre Allah ya da Tanrı, bilime göre doğa, öteki inançlara göre de değişik kavram ve tanımlamalarla karşılaşırız. Aslında tümü gene aynı kapıya çıkar. Yaratıcı güç bir fabrika kurmuş, yaşam kurallarına göre canlılara üstlendikleri görevleri vermiştir. Devreni tamamlayanlar da bu dünyaya veda ederek kurala uymuş olur.

Bu fabrikanın işçilerine gelince: Yer yüzünde ne kadar canlı varsa (bitkiler dahil), her biri bu varlığın içinde olması gereken yerdedir. Bu aşamada bile bazı ayrıntılar, kıyaslamalar bizi yanıltır. Hangisi olursa olsun, o canlı orada olması gerek yerde olmak zorundadır. Kısaca bir karınca, 3 - 5 metreden salgıladığı bir koku ile bir ötekine haber veriyor, öteki de o noktaya gelebiliyorsa, bizim koku alma ya da yön bulmamızla kıyaslanamayacak kadar ileri bir aşamadadır. Bu nedenle kim aşağı, kim yukarı, kim güçlü kim zayıf benzetmeleri yaratıcı güç kavramıyla ya da yaşamın gerçekleriyle uyuşmaz.

Bu böyleyken, bir de kadınları bedensel zayıflıklarını öne sürerek, erkeklerle kıyaslayarak, ikinci sınıfa düşürmek, onların onurları ve yücelikleriyle bağdaşmadığı, gibi bir köşeye sıkıştırarak yetenekleri küçümsemek çılgınca bir mantık olur. Örneklersek: Filler, gergedanlar, balinanlar, bufaloları insanlarla karşılaştırırsak kendi varlığımızı çürütmüş oluruz. Bu tür kıyaslama ve benzetmeler kendi özümüzü ve yaradılışımızın yüceliğini kavrayamayarak kendimize haksızlık o güce isyan etmiş oluruz.

İşın felsefesi, yaradılışın gizemi, saygınlık boyutu bunlar iken biz gene insanca tevazuumuzu kullanarak, kadın ve erkek eşittir diyelim ve bir birinin bölünmez parçalarına haksızlık yapmayalım, sınıfsal bir ayrıma sokmadan, onurlarını zedelemeden konuyu birkaç eklemeyle bitirelim.

İnsanlar evlerinde sürüyle horoz değil tavuk, koç teke değil koyun keçi, boğa değil dam dolusu inek beslediklerine göre, hayvanlarda dişiler üretime katkıda bulunduklarından daha değerlidirler. Bu yaratıklar ailenin birer parçası gibidirler. Horozun süsü, boğanın koçun tosu, hindinin kabartması kendilerine kalsın, biz işimize bakalım.

5-10 yıl önce Uşak’a 10-15 km uzaklıktaki iki köye gittim, günlük yaşam resimlerini çektim. Bir senaryoya göre değil, rasgele gördüğümüz yaşam dilimlerini ve insanlarını fotoğrafladım. Bir bölümü aşağıda sunduğumuz bu resimlerin dışında, burada kullanmadıklarımızla birlikte ileri de bunlar dahil tümü bir kitap halinde bilgilerinize sunulacaktır.
 

ÖNCE EVLERİNE BAKALIM.

1- Toprakla bile sıvanmamış kerpiçten bir ev. Kim bilir içeride sert yataklarında kaç kişi barınıyor ya da yaşıyordur?...
 

2- Yorumsuz… Gördüğünüz tahtadan yer tuvaletleri.
 

3- Yorumsuz…
 

4- Yorumsuz… Soldaki görünen tahta ekleme tuvaletleri.
 

5- Yol kenarında yıkıntılar.
 

6- Birine girelim, Ağustos ayı ortada odun sobası sökülmemiş borularıyla tıpkı karikatürlerdeki gibi sanırım gece kaçamak yıkanmalarında su ısıtmaya yarıyor.
 

7- Geleceğimizin umudu, değişmez yazgısını omuzlarında taşıyacağının farkında bile değil. 10 yaşına gelmeden ırgatlık programında yerini alacak.
 

8- Gözlerinde umut pırıltıları sönmemiş kardeşler, çocuksu neşelerinin hallerinde bir burukluk da var. Görmedikleri bir dünyadan habersiz olduklarından beklentileri, akşam bulgur pilavıyla ayrana yönelik.
 

9- Yorumsuz, sevilesi eklemeli…
 

10- Onları, onlar gibilerini doğuran bir ana, hayata kararlı, güçlü, ben varım der gibi bakıyor. Bu gücü nasıl inkar edebiliriz.
 

11- Yeni evli iki genç, kız daha ergen bile değil. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz eşe kadın evlendiğinde bu gençler gibiydi. Bu iki genç, iki umudun ve iki hayatın ayakkabıları lastik. Giysileri köyde eli yatkın biri tarafından dikilmiş olmalı ki, aynı kumaştan erkeğe ve kadına entari ve gömlek dikilmiş yakışmış da. En azından renkleri canlı ve yamasız. Erkeğin tek lüksü kolundaki saat. İşine yaramayacağı da kesin. Çünkü biyolojik ve güneş saati zaten tıkır tıkır çalışıyor.
 

12- Tarladan işinden ya da hayvanların yanından gelen bir kadın Aşa (Ayşe) kadının üstü başı dökülüyor, Eşe gelinden 15 yaş daha büyük. Buraya kadar gördüğümüz resimlerde ortalama üç kuşak sunduk. 15 yıl sonra Eşe gelin de, Aşa gelin gibi olacak. 15 yıl bir gün gibi geçecek, fark giysilerine yama olarak eklenecek.
 

13- Not: Burayı boş bıraktık. Kendinizden bir resim koyun, tabloyu tamamlayın. Yorumlarınızla bize de katılın.
 
 

14- Yağmur yağdığında aşağıya hayvan ahırına su akmasın diye, bu yörede, “yurgu taşı” bir başa yörede “lo taşı” denilen silindiri toprak üzerinde yuvarlayarak, toprağı sıkıştırıyor ve yalınayak.
 

15- İşte bir aile önde yaşamın bir bakıma ailenin de bir parçası olan yeterinde gelişmemiş bir eşek sırtında odun yüküyle tarladan eve dönüyorlar. Arkasında erkek kadın ve çocuk bir bütünlük içindeler.
 

16- Kas gücü, boyu ve posuyla bir erkeği aratmayacak kadar yapılı bir kadın. Tarladan evine dönerken bir bidon suyu da omuzunda eve taşıyor. Hayvanlar dahil herkesin suya ihtiyacı var.
 

17- Bir başka güç bir başka ırgat. Bakışları hayata meydan okur gibi. Hem kadınlık hem kas gücü ve de anneliğinden enerji aldığı kesin. Bir savaşta cepheye mermi taşıyan yaralı askerlere bakan, tarihin görünmez sayfalarında yer almış, olanlar gibi aynı rolü üstlenecek, sırtında odunlarla çileli, yorgun umudunun karışımıyla bize bakıyor.
 

18- Kimileri çeşme başına kurdukları kazanın altını ateşleyerek çamaşırı kaynatıyor ve yıkıyorlar.
 

19- Gene kadınların yıkadıkları kilimler, kayalar üzerinde kurumaya bırakılmış.
 

20- T biçimindeki tarım aletinin adı “Sürgü”. Nadaslanmış yani kara sabanla sürülmüş tarlanın topaç olmuş topraklarını, üzerinden ağırlığıyla geçerek onları ufalıyor. Hayvanların önünde düşe kalka yürüyen bir kadın, sürgünün üzerinde oturan ise erkek yani eşi, tersi düşünülemez bile.
 

21- Bir başkası evde hamur yoğuruyor. Koskoca hamuru greko-romen güreşi yapar gibi evirip çeviriyor. Yumruklarıyla eze eze, unu suya yedire yedire, hamuru homojen hale getiriyor. Terlerse ne gam? Bir damla ter altın gibi una, hamura dökülse emek hakkını tanıyanlar için, bu bile onur: “Alın terini yemek işte buna derler”.
 

22- Hamur mayalanmaya konuldu. O mayalanırken fırına gidilecek fırın ateşlenecek, erkekler nerede mi?... Sabırlı olun biraz sonra gelecek. Hamuru iki kadın tekneyle fırına taşıyor. Sıcak ekmek kokusuna bir saat sonra kavuşacaklar, emeklerinin tadına bakacaklar. Fırında pideler de pişirilecek, onlar da akşamın lüksü olacak. Üzerlerine biraz tereyağı yanında çay ya da ayran bazen de soğan, gel keyfim gel… Ne var ki, bir hafta yetecek kadar yapılan ekmekler, iki gün sonra taş gibi kuruyup sertleşecekler.
 

23- Bir başka gurup kadın, hamurdan yufka açıyorlar ve daha sonraki günler için erişte hazırlıyorlar. Keyifleri yerinde, sohbet ediyorlar en azından oturuyorlar.
 

24- Ağır işlerden emekliye ayrılmış, hamur yoğuran kadının kayınvalidesi boş duracak değil ya!... O da iplik büküyor, ellerinden de hayatı okunuyor.
 

25- İşi daha bitmedi. Haş haş sürtüyor. Belki hamura karıştırılıp peksimet yapılacak belki de akşam içine pekmez katılarak sofraya konulacak. Ya da çocukların ekmek diliminin üzerine sürülecek.
 

26- İşte bu babaanne. Bu ırgatımız onca emekten sonra, hayata böyle bakıyor. Bana göre küskün ve acılı. “Kimine börek, kimine acılı çörek” der gibi, yüz çizgileri böyle okunuyor.
 

27- Yorumsuz. Bak, gör, düşün ve yorumunu yap.
 

28- Kafeste gördüğünüz bu tavuklar gibi, bu kadınlar da yaşamları boyunca köy sınırlarını aşıp bir yere gidemediklerinden kendi kafeslerinde tutsak gibi ömürlerini tüketiyorlar.
 


Şimdi bir de erkeklere bakalım.

29- İşte ikisi, dünyaya gözlerine takılan gözlüklerin arkasından bakıyorlar.
 

30- Taşlar üzerine oturuyorlar, her taraf yıkıntı içinde. Daha rahat bir yere oturmaya gerek duymamışlar. Zaman geçirip günü dolduruyorlar.
 

31- Kadını erkeği sanki leyleklerin göçünü bekler gibi, öteki dünyaya göçlerini bekliyorlarmış gibi. Bir boşvermişlik içindeler. Erkekler hemen önlerindeki yıkıntıdan rahatsız olmuyorlar. Bu yıkıntının sahibi istese, bir günde onları ailecek kaldırıp bir düzene koyardı. Bunu bu yalan dünyaya değmez gibi görüyorlar ki, o yıkıntı uzun süre orada kaldı.
 

32- Kadını erkeği tümünün kafasında: Son durakları “musalla taşı”. Bir varmış bir yokmuş ne görmüşler ne yaşamışlar. Meğer kadınlar erkeklerle eşit olamazmış! Doğalarında ya da fıtratlarında bu yokmuş…
 
 
 

Geçin efendiler, önce analarınıza ve analarımıza sahip olun. Kadınların haklarına tecavüz etmeyin, yaratılış gereği haklarına saygı duyun. Bu hakları onlara tanıyın ki, soluk alsınlar hayat yolları açılsın. “Kadına atılan tokat yaradana atılan tokattır” bunu unutmayın. Bu yorum beyinlerinize yerleşsin ve onların Allah’ın yaratıcı ırgatı olduğu asla unutulmasın ki, hep birlikte yaşamı paylaşalım, biraz mutluluk ve de gurur soluyalım.

Günümüzün kadınları erkeklerin yaptıkları her şeyi yapıyorlar. Önlerini açalım ki, kadın beyninin sezgisel üstünlüğü ve özelliği ile erkek beyinleriyle bütünleşsin, el ele versin. Uygarlık, insanlık, sanat, teknik, aşk, aile her şey çok güzel daha güzel olacak. Çağdaşlık böyle yakalanacak, toplumsal gurur ve huzur böyle sağlanacak. En önemlisi, aşkın son durağı seks olmayacak ilk ve son durağı beyin ve yürekte bütünleşip mutluluk köşklerini kuracaktır.

Bir erkek düşünün ki, kendi anasını babasına göre daha eksik, daha yetersiz ve eşitlik onun fıtratında yoktur diyerek küçümsüyorsa, bu önce anasına, sonra yaradana karşı gelmek, onun yüceliğini sezememek gibi bir ayrımcılıktır. Ben kendi adıma babam iriydi ama, anam bir hanımefendi. Kıyaslanamaz bile. Diyelim ki benim 4 çocuğum var ikisi kız ikisi erkek hepsi de okumuşlar toplumda yerlerini almışlar. Ben kızlarıma diyorum ki, sizler erkek kardeşlerinizle eşit değilsiniz, eşitlik fıtratınızda yok…

Kızım bana ya baba?... derse ben o iki öz varlığımı sorumsuzca nasıl aşalar nasıl ruhlarını paramparça ederim?...
 
 
Sevgi ve Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena