Katarine ve Baltacı Mehmet Paşa Masalıyla tarih öğrenilmez

Herkesin bildiği ve genel olarak da, tarih öykülerinde (dinsel öğretilerin dışında), en çok bilinen, anonim bir masaldır Baltacı ve Katarine öyküsü. Ama bizler, yıllarca bu tür masallarla avutulduk.

Tarih 1711 Prut Savaşını Ruslar kaybetmek üzere. Rus ordusunun üzerine gidilse, bataklıkta yok olacaklar. Rus Çarı bize göre deli, kendilerine göre Büyük Petronun aklına dahiyane! bir fikir, gelir. Karısı Katerinayı allar pullar, Osmanlı kumandanı Baltacı Mehmet Paşanın çadırına yollar. Tarihçilerimize göre Katarine ile Baltacı Mehmet Paşa çadırda halvet olurlar. Sözüm ona, Baltacının aklı başından gider. Katarinenin cilvelerine, yapılan masraf, çekilen çileler, verilen şehitler feda edilerek! orduya geri çekil emrini verir.

Yıl 1711. Neredeyse 250 yıl sonra, 1950’lı yıllara girerken, her genç gibi, bu tablo benim de hayalimi süsler, fantezilerimde yer alırdı.

Bu baştan sona uydurulmuş yalanın, biraz dibini eşeleyelim. Tarihte hiçbir ulus ya da tarih yazarı kendi sadrazamına, ordu komutanına böylesine alçakçasına bir iftira atmamıştır. Paşamızı uçkuruna düşkün bir zavallı gibi tarihine mal etmemiştir. Bu olayın yalanına gelince: 1711 yılında fotoğraf makinesi henüz keşfedilmemişti. Bizimkilerden, Katarinanın kendini değil, resmini gören bir kişi bile yoktu.

Çar Petersburgta oturuyor. Katarinayı saraydan çağırsa, günlerce yolculuk yapacak, bu bir yana, ya Baltacı Katarineyi geri vermezse ya onu savaş ganimeti sayarsa! Bir Çar ve Çariçe, böyle bir maceraya nasıl katılabilir? Bu Rus tarihini de allak bullak etmek demektir.

Eğer Baltacı paşamıza bir kadın gönderilmişse, bu bir savaş oyunudur. Katarina diye bir başka kadın, bir Rus fahişesi gönderilmiştir.

Bunu yazan tarihçi Bunları bilmiyor muydu? Ya da biliyordu da, kendi cinsel zaafları uğruna, tarihin gerçekleriyle oynuyor muydu. Oysa bu hayali olayına şöyle devam etseydi:
“Katarina çadıra geldiğinde Baltacı Mehmet Paşamız seferin tarihini yazan yetkiliyi çağırdı ve ona: “Söyleyeceklerim iki ruhsa (örnek) yaz. Birinci Çar hazretlerine, ötekini Osmanlı sarayının arşivine gönderelim” dedikten sonra:

Sayın Çar hazretleri,

Biz savaşta kazanırız, kaybederiz, ölürüz, öldürürüz. Bunlar savaşın dili, kuralıdır. Ancak düşmanımız da olsa, onun harim’i ismetine dokunmaz, harama uçkur çözmeyiz. Emanetiniz olduğu gibi geri gönderilmiştir” deseydi…


Acaba bizim tarih bilincimiz daha farklı olmaz mıydı? Bir savaşın, kazanılan bir zaferin, bir kadına feda edilemeyeceği biçiminde donatılsaydı kimliklerimiz nasıl gelişirdi? Ya da zamanımızda, Nataşalar için ineklerini, tarlalarını satan, paralarını, altınlarını harcayan ve de canlarını feda eden erkeklerimizin oranı ne olurdu?..

Sadece düşünelim yeter.

Not: Bundan böyle bu sayfada okuyacağınız tarihsel olaylar kopya ya da çakma değildir. Benim araştırmam ve yorumumdur.

 

Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11

 
 

Begen



  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena