Kimliğimizi Belirleyen Zaaflarımız

Yıl 1957 parasız asistanım. O tarihlerde üniversite kliniklerindeki asistan doktorlara 4 yıl boyunca aylık maaş ödemezdi. 7 asistandık sadece bir kadro vardı. Yedinciye sıra geldiğinde, asistanlık süresi de bitmiş olurdu.
 
Devletin para vermemesindeki neden de şuydu: “Sizler uzmanlığı en kaliteli yerde öğreniyorsunuz. Bu şansınıza karşılık ne parası?” delerdi. Koskoca üniversite senetosu, ve de bağlı bulunduğu bakanlığın o yıllarda üniversite kliniklerinde ağırlığı çeken, nöbetlere kalan, hocaların yüzünü ağartan onların ayak işlerine bile koşan 200-300 doktora para ödenmezdi.

Ben köyden, yani yokluktan geldim. Öğrencilik yıllarımda pek çokları gibi kızılay aşocaklarında bir kap öğle yemeğinin üstüne, 10 kuruşluk tahin helvasını lüks sayarak, Tıp fakültesini bitirdim. Doktor oldum, gene parasızlık. 2. Dünya savaşının yokluk yılları. Lise 2. sınıfta iken pardüsem ya da paltom yoktu.

Klinikteki hocalarımızın durumları iyidi.

Bir hocamız, klinik arkadaşlarına (toplam 5 kişi) İstanbul Harbiyede, o zamanın ünlü sayılan bir lokantasında yemek verdi. Yedi asistan bizi de davet etmişti. Yemekte hiç unutamadığım şey: Bir ıstakoz masaya geldi. Dip köşede oturan, bana da ince bacaklarındann biri düştü. Dişimle kırdığım ve içinde et umduğum o bacaktan, ağzıma tatlımsı bir kırıntı geldi.

Yıl 1959 Adana Asker Hastanesinin Sinir hastalıkları uzmanı olarak, yedek subaylık görevimi yapıyorum. Bir haftalık izinle İstanbul’a geldiğimde eşimle Rumeli Hisarında Aşiyan’ın altında, cadde üstü bahçe, içinde denize karşı bir lokantaya gittik. Masaya oturduk, siparişlerimi saymadan garsona ıstakoz var mı diye sordum. Var dedi, bir bütün ıstakoz sparişi verdim. Kocaman kırmızı ıstakoz şimdi benim masadaydı.

Neden öyle yapmıştım? Damağım o tada alışık değil ve de aldığım maaşın dörtte biri parayala bu bonkörlük nedendi. Neden olacak kendi kompleksimden. İlk tadına baktığımda, bir tür ezilmişliğimi içime sindirememekten olsa gerek. Neyse aşağılık kompleksimi böylece telafi etmiş ve onu susturmuştum.

Akıl almaz seyahat, ayakkabı, giysi, mücevherat, araba, giyim kuşam ve değişik sevgililer dahil tüm tutkularımızın çoğu, aslında içimizde düğümlenen aşağılık kompleksimizin dışa vurumudur.

Dışarıdan bakınca bunları pek anlamayız. Mesleğimiz insan ruhunun ve beyninin kıvramlarına inip size bir tablo çiziyorsa, aman ne güzel, doktorumuz insan ruhunu biliyor kim bilir ne kadar mutludur diyebilirsiniz. Oysa hiçte öyle değil. Ortalıkta dolaşan onca güzel insan dediklerinizin içindeki çöpten adamı gördüğünüzde uğradığınız düş kırıklıkları her şeyi silip süpürüp götürüyor. Üzülüyorsunuz ama, onlar gene arsız arsız sırıtarak yaşamlarına bildikleri gibi sürdürüyorlar ve inanın çoğu da mutlu.


Sevgi ve saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena