Kızımızı Ellerimizle Kurban Ettim

Bir doktor arkadaşımdan dinlediğim, 50 yıl önce yaşanmış bir olayı dramatize ederek sunuyorum:

Yargıç öfkeyle kararttığı yüzünü, çatılmış kaşlarıyla daha da katılaştırarak sordu.
“Neden yaptın bunu?”
Yılların acılarla el ele vererek kemirdiği, yaşından daha yaşlı görünen adamın yüzündeki derin çizgiler gerildi, acılı bakışları bir noktaya takıldı.

Yargıç sorusuna yanıt alamayınca elini ona doğru uzatarak, umut vermeyen bir tonla sorusunu yineledi:
“Neden yaptın bunu?”
Yaşından yaşlı görünen, yüzü derin çizgilerle dolu adam bakışlarını yargıca çevirdi:
“Yapmak zorundaydım,” dedi.
Adam fakirdi, karısı ölmüştü, bir kızıyla yaşıyordu. Muhtarın oğlu askerden izinli gelmişti. Sırtında asker giysileri, cebinde para, aklının köşelerinde kötü şeyler ve de köyün kurnaz yaşlı bir bacısı vardı. Kurnaz yaşlı bacı bir öğleden sonra, bu fakir kızın evine gitti. Sesine tatlı bir yumuşaklık
vererek cebinden çıkardığı bir avuç kuru üzümü: “Al ye kız, muhtarın oğlu askerden getirmiş,” diye kıza uzattı.
Kız bunda kötü bir amaç görmedi, üzümleri yedi. Yaşlı bacı ertesi günü onu evine çağırdı. Genç kadın bunda da kötü bir şey sezinlemedi ve kadının evine gitti. Muhtarın oğlu evde pusu kurmuş, kadını bekliyordu. Uzun süre kadınsızlığın, gençliğin azgınlığıyla oracıkta, kapı ardında genç kadının şalvarını yırtarcasına indirip yapacağını yaptı. Kadın ağlayarak bu sırrın orada, o karanlık
oda da, eski kilimlerin, kuru toprağın üstünde kalması için muhtarın oğluna yalvardı.
O günden sonra muhtarın oğlu, ağzını yayvanlaştırarak ve şapkasını yana eğip, yürüyüşüne daha bir sertlik katarak, sigarasını dudaklarının kıyısına yerleştirerek köyde dolaşmaya başladı. Muhtarın oğlu bu sırrı tutmadı. Yaşından yaşlı görünen, yüzü derin çizgilerle dolu adam köy içine çıkamaz olmuştu. Olay köy odalarının, kahve köşelerinin, köşelerinin, kadınlar arası söyleşilerinin, cinsel imajlarıyla da büyütülerek köyden dışarılara taşmaya başlamıştı. Günlerden bir gün baba kızını çağırdı, kızgın görünmüyordu. “Kızım, can kızım, başından kötü şeyler geçti, bir oyuna kurban oldun. Bilirim sen iyi, hoş kızsındır, ama kötüler ve kahpeler çok bu dünyada. Kahpe kurnaz bacı, kahpe muhtarın oğlu, kahpe dünya bizi rahat bırakmazlar. Seni teyzenin köyüne götüreyim, olay unutulsun, sonra gene dönersin, yanına fazla eşya ve giysi alma ki gidişimiz belli
olmasın, hadi benim has, bahtsız kızım.”

Genç kızın gözlerinden yaşlar akıyordu. Önlüğüne birkaç dilim ekmek, biraz peynir, iki soğan koydu, ağzını yemenisiyle örterek, başı önde, duvar kıyılarından babasının arkasından yola koyuldular. Uzakta, çalılıkların kümeleştiği tepede bir kuyu başında, baba: “Yoruldum, biraz dinlenelim,” dedi.

Kızı önlüğünden ekmek, peynir, soğanı çıkardı, babasına sunmaya hazırlanıyordu ki, babasının: “Hadi abdestini al, iki rekat namazını kıl, bu iş tamam!” sözleriyle dondu kaldı. Korku ve heyecanla babasına baktı. Babasının gözlerinde boğuk, kanlı bir ölüm kararı vardı. “Can babam, biricik babam, ne oldu sana?…” Baba sert bir tonda: “Abdest alacak mısın, almayacak mısın, yoksa imansız gidersin!…” diye üsteledi. Kızı: “Gençliğime acı, gençliğimi bağışla, köyü terk edip
gideyim, başkalarının kapısında köle olayım, dileneyim; kıyma bana…” yakarmalarıyla ayaklarına kapandı. Yüzü derin çizgilerle dolu baba bu işin uzadığına hükmetti. Kızının başını tuttuğu gibi kuyunun taşına vurdu. Genç kadının şakağından fışkıran kan yüzüne, boynuna doğru süzüldü.
Kızı: “Kıyma bana, kıyma!…” diye inledi. Sesi ağzında boğuluyordu. Adam parmaklarını kızının gırtlağına geçirdi, yeniden başını taşlara vurdu vurdu ve öldürdüğü kızının koynunu taşlarla doldurarak kuyuya attı. Bu iş bitmiş, bundan böyle toplumda yaşamaya hak kazanmıştı. Köylünün ezen, küçük gören bakışları ve davranışlarından kurtulacaktı. Artık köy kahvesinde çayı ilk gelenler arasında olacaktı. Kendinden küçükler yolunu kesip önünden geçmeyecekler, bir gereksinmesi olduğunda yardım isteyebilecek, kendisini de bir işe, yardıma çağırabileceklerdi.
Kısacası adam yerine konacaktı. Töreler böyleydi, töreler kurban istemişti(!) O da öz kızını kurban etmişti.
Günler sonra bir gece, sabaha dek köpeklerin ulumaları köylüleri kuşkulandırmıştı. Kötü bir şeyler olmalıydı, “hayırlısı” diye söylendiler.

Ertesi gün tarlalarına, işlerine giden bir grup insan yerden yumuşak topraktan, etleri dökülmüş bir elin dışarı doğru uzandığını dehşetle gördüler. Etleri parçalanmış bu el, sanki yaşam umuduna uzanıyor gibiydi.
Bu olaydan birkaç gün önce, köyden uzaktaki tepedeki kuyunun üstü köpük köpük hava kabarcıklarıyla dolmuş, içeriden pis kokular geliyordu. Gelen geçen yolcular kuşkulanmışlar,
“Bir eksiğiniz var mı? İçine düşen biri olmasın?” diye köylere haber salmışlardı. Bu haber, yaşından yaşlı görünen adamı tedirgin etti. Bir gece kuyuya gidip çengel atarak kızını çıkardı, götürebildiği kadar uzaktaki bir tarlaya gömdü. Köye döndüğünde sabah oluyordu. Şu pis köpekler, şu uluyan lanet köpekler!… Ne kadar da çok köpek var köyde ve dünyada! Yargıç soruyordu: “Hiç acımadın mı, nasıl yaptın bunu?” Yaşından yaşlı görünen, yüzü derin çizgilerle dolu adam ağır ağır başını kaldırdı, gözlerini yargıca dikti. Beynine saplanıp kalan lanet köpeklerin, kahpe dünyanın kötülüklerini yargıca kusar gibi: “Ne demek acımamak… İçimden kopan canımdı o benim. O yalvardıkça içimin nasıl oyulduğunu anlayabilir misin sen? Bir ara yapamayacağımı sandım. Soluğum, içimdeki acı, kızımdan önce beni boğuyordu. Ama elden ne gelir. Canım tek varlığım temiz kızım… Ne güçlüklerle büyütmüştüm onu. Fakirlik bir yandan, anasızlığı bir yandan, çektiklerimi ben bilirim. Başka çıkar yol, param, satacak malım yoktu. Köyü terkedip gidemezdim. Canım kadar sevdiğim kızımı şu ellerimle…” Yüzündeki çizgiler iyice derinleşti, çenesi, dudakları kasıldı, taş gibi oldu. Bir süre durdu. “Namus lekesi bu, yoksa kim ister, kim yapabilir? Kimin gücü, soluğu yeter? Sen ne diyorsun efendi! İçim oyum oyum oyulurken… Namus lekesini sen bilebilir misin?…”

Hepimize geçmiş olsun...
 
Bu konuyla ilgili örnekler sunacağım.


Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena