Kültür Taşımacılığı

Sayın Başbakanımız, “Gelecek nesillere kendi kültürümüzü, törelerimizi tanıtıp aşılayamadığımızdan dolayı, eksik bıraktık, yanlış yaptık,” gibi bir söz söyledi. 
 
Bu sözlere tümüyle katılıyorum.

Anadolu toprağının üzerinde hayat bulan Anadolu halkının, tarım kültürüne dayalı yaşam savaşında ürettiği her şey, yeryüzünde hiçbir topluma nasip olmayacak kadar yüce, etik, haksever ve insancıl boyutlardadır. Ne var ki, doğaya uygun bu kültür baştan sona Arap kültürünün egemenliğine girdi ve kültürümüz harap oldu. Artık biz tarım kültürü, kendi kültürümüz değil, 500 yıldır Arap gelenek ve göreneklerinin kültürüyle yaşıyoruz. İslami inanç, bütün sosyal kurumları içine alan, örneğin hukuku, evliliği, insanlar arası ilişkileri, sosyal düzeni ve özellikle kadın-erkek ilişkilerinde ayrımcılığa varan kendi yaptırımlarını bize mal etti. Bunların arasında özellikle kadınların erkeklerden ayrılması, tarım kültürüyle asla bağdaşmayan bir terslik idi. Eğer kırsal kesimde kadın çalışmazsa, ertesi gün Türkiye bunun acısını hisseder. Kadın erkeğinin yanından ayrılmaz, hasat toplanır, inek sağılır, yemek yapılır, evin temizliği, tarlanın çapalanması, asıl önemlisi çocuk doğurur. Hem de 10-11 olana kadar… Kadın yıpranır, artık erkeğin gözünde fazla çekiciliği kalmadığından erkeğe de dört kadına kadar hak tanınarak insani değerler tümden altüst edilmiştir.

Dilimiz tümden elimizden gitti. Şiirlerimizi Türkçe yazamadık. “Bir gün bu havada leyliizar”. Ne demek istediğini bilmeden okuduk, söyledik. Yani şiire adapte olup beynimizi, ruhumuzu açamadık. Şiirler vezin ölçüsüne hapsedildi, içimizden geldiği gibi coşkuyla Karacaoğlan, Emrah, Pir Sultan Abdal gibi şiirler yazamadık. Şarkılar için de aynı şey söylenebilir. Makam içinde dümtek yöntemiyle şarkılarımızı söylerken bile ne dediğimizi anlamadık. “Nihansın dideden ey mesti nazım”da olduğu gibi. İnançlarımızı, duygularımızı, dahası aşklarımızı Yunus Emre’nin sıcacık sözcükleriyle ifade edemedik ve aynı şekilde dualarımız da öyle. Ne deyip ne istediğimizi bilmeden yakardık. Aslında kendi Anadolu tarım kültürümüzü yaşasaydık, hiçbir erkek bir başkasının kadınına, kızına bakmaz, kadın erkeğin yolunu kesmez, herkesin bağındaki bahçesindeki malından bir parça almaz, yaşamın kendi hukuku zaten bunlara izin vermez. Böylece huzurlu, güven içinde, savaşta barışta el ele ve yardımlaşarak güven içinde bir hayat yaşardık, bunu da gelecek kuşaklara aktarırdık. Komadılar...

Toplum evrim içinde gelişir. Evrimin ana kuralları arasında bilim, sanat, çağın getirdikleri, insan hakları ve demokratik düzen gibi vazgeçilmez ögeler vardır. Bunlar yeterince gelişip, oluşmadığı ve temel haklar çiğnendiği sürece hangi kültürü nasıl tanıtacağız, gelecek kuşaklara neyi nasıl öğreteceğiz? Yoksa gene bin yıldır olduğu gibi Arap kültürüyle “hu” çekerek mi yaşamımızı sürdüreceğiz? Benim çözemediğim bu.
 

Sevgi ve saygılarımla,
Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı

 

Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena