LGBTİ Hakkında

Bu konuda herkes bir şeyler söylüyor, biz de alalım beyin sazımızı elimize, dokunalım bilimin tellerine, bakalım neler dolaşacak dilimize.

Eşcinsellik, insanoğlunun varoluşundan bu güne değin, hep vardır. Roma’da neredeyse açık açık uygulanırken, Orta Doğu ülkelerinde, üzellikle İran’da sanatsal ve estetik içerik kazanılarak, toplumsal yaşama girilmiştir. Osmanlı saraylarında görmemezlikten gelinmiş ya da bir oranda göz yumulmuş, iç oğlanları diye bir sınıf yaratılmıştır. Çin’de bu amaçla kullanılmak için çocuklara 7-8 yaşlarında başlayarak eğitimler verilmiştir. Örneğin konuşma, hareket, kadınsı davranışlar ve cilvelerle donatılmışlar, meraklılarına, üst sınıflara gönderilerek pazarlanmışlardır. İslam’da Mahbupperestlik diye bilinen “erkek aşkı” genç, yakışıklı, delikanlıya bakma eylemine dönüşerek bir hipnoza girmiş gibi öteki erkekler adeta ruhsal bir obje gibi psikolojik ve cinsel bir tatmin yolu bulmuşlardır. Bunlar bizim yakın tarihimizin gerçekleridir.

Çeşitli toplumlarda, özellikle Orta Çağda eşcinseller kıyıma uğramış, kimileri ateşte yakılmış, kimileri engizisyon işkencelerine tabi tutulmuşlar ama, eşcinselliğin kökü kurutulamamıştır.

Uzatmayalım, böylesine ağır yaptırımlara karşı, hükmünü sürdüren bu duygu, neden ve nereden geliyor? Biz bunun, biraz sonra açıklamasını yapacağız. Kısaca söylersek olay kişilerin fıtratından bilimsel adıyla doğanın kendi yapılandırılmasından kaynaklanıyor.

Örnekleyelim: Gözün görme, kulağın işitmeye programlanması gibi, cinsel organlara giden sinirler, dışarıdan sürtünme ya da cinsel içerikli uyarılara karışı zevk alma biçiminde programlanmışlardır. Cinsel bölgeye gelen sinirler, kuyruk sokumundan çıktıktan sonra, sadece penis ya da vajina içinde değil, anüsün içine de dağılmışlardır. Erkeklerde meni kesesi, bu dağılmanın etkisi altındadır. Kadınlarda da cinsel etkinlikler, bir zevk uyarımı yapabiliyor. Psikolojik bir ret ya da tepki olmazsa, bu bölgeler usulüne uygun uyarıldığında, kadın erkek herkes bundan zevk alır. Örneğin şekerden nefret edersiniz ama, ağzınıza şeker konulduğunda o tadı alırsınız. Tıpkı bunun gibi..

Bu durum insanlara sanki doğanın bir tuzağıymış gibi gelebilir. Yaratıcının sonsuz ve sınırsız gücü, anüs giden sinirden bir dal olarak değil de, bacağa giden sinirden bir dal gönderseydi zevklenme olayı kökünden yok olurdu. Burada akla şu soru geliyor: Acaba bu doğa bu tür ilişkilerden yana mıdır? Buna kesinlikle hayır diyoruz. Çünkü doğanın tek amacı vardır, o da canlıların üremesi ve çoğalmasıdır. Evrimde vardığımız en son aşamada, bu bir hata ya da söylediğimiz gibi bir amaç değilse, neden böyle bir donanım olmuştur?

Erkek kadın ilişkilerinde, anal sex diye bir olay da yaşanıyor. Bazı kadınlar, vajinal yoldan değil, anal yoldan orgazm oldukları için, yapılanma orada da bu ilişkileri yol açabiliyor.

Neden böyle?

Bu yaşananlar, en katı ahlak, yani etik kurallarla yetiştirdiğimiz çocuklarımız (inanç dâhil) o ailelerin soyundan gelenler de, bu yolun yolcusu olabiliyorlar. Elinin altında birçok kız, kadın varken, her ülkede nice ünlü ailelerin çocuklarının, eşcinsel tercihleri olduklarını biliyoruz. Yabancılarda kral soyundan olan, krallığını bile bu yüzden terk edenler ve sanat dünyasının ünlü dev isimlerini gözümüzün önüne getirdiğimizde, örneğin ünlü Sezar için: “Geceleri her kadının kocası, gündüzleri de her erkeğin kadınıdır” yorumu nereden kaynaklanıyor.

Bu sorunun ve sorunların tek bir yanıtı var: Doğanın insanoğluna özgü, yüce evrim aşamasının bir uzantısı olmasındandır. Şimdi yapacağım yorumu hiçbir yerden duymadım, okumadım. Benden önce söyleyen varsa, kopya yapmadım ama, sanırım bu yorum dünyada ilk kez tarafımdan yapılıyor ve insanlık adına sunuluyor.

Evrim şu:

İnsanlarda libidinal enerji diye, yaşama ve yaşamı sürdürmeye yönelik bir donanım enerjisi vardır. Bedensel ve beyinsel hormonlarımızın da bu yapılanmaya takviyesiyle, tıpkı öteki canlılar gibi, bizler de bu kimyasalların etkisi altındayız.

Toplumsal kural: Sosyal düzenin çerçevesinde, cinsel yönelişlerimizi yapar, çocuk sahibi olur, kuşakları yeniler ve göçer gideriz.

Libidinal enerjinin birikimi ve boşalımı yaşam dengelerimizin en önemli artı ve eksi kaynaklarıdır. Bu güç bizi canlı ve ayakta tutar. Varlığımızı sürdürmemiz, hayatta kalabilmemiz, üretime katkımız olabilmesi için en önemli desteğimiz, yaratıcı gücümüzün enerjisidir. Bu güç yeteneklerimizi de körükler, cinsel aktivitemizi, cinsel içerikli yoldan sürdürür, dengeleri koruruz. Şimdi biraz daha açıklama yaparak, asıl sorumu soruyorum: Doğanın şöyle bir kurgulaması olabilir mi? Bir erkek ya da kadın yani bu eylemin aktörleri, libidinal enerjinin boşalımı için, bildiğimiz yoldan: Hastalık, kaza, başka nedenler ve sistem bozulmuşsa, libidinal enerji ve dinamizminin sürdürülmesinde bir başka çıkış yolu olarak, böyle bir donanım söz konusu olabilir mi? Evet. Çünkü doğanın ahlak değerleri yoktur.

Doğa ne armağan verir ne de tuzak kurar. O sadece kendi kurallarını işletir. Bu nedenle, ön yargıyla her şeyi unutup birilerini lanetleyenlere, bilim insanı ve bilim adına fazla öfkelenmeyin, hepimiz böyle bir dinamit düzeninde oturuyoruz diyebiliriz. Kimse bir başkasına bu yolu kullanın demediğine göre, ellerinizi ve dillerinizi kıyıma uzatmayın. Bütün varlıklar tek yaratıcı gücün elindeyse, Orta Çağ zihniyetiyle yaygara koparmayalım. Herkes işine baksın, kimse kimsenin kuyusuna taş atmasın. Bilmeden anlamadan cellat olmayalım. Kadın erkek herkesin acı yediğinde, anüsü yanar. Gene teorik olarak, herkesin anüsü zevke donanımlı potansiyel taşıyorsa, burada alınacak önlemler: Taa çocukluktan başlayarak, verilen eğitim sağlıklı, bilimsel ve sosyal olmalıdır. Aksi takdirde, kör bir bencillikle okyanusta çakıl taşı arar gibi, bir telaşa kapılırsak elimizden bir şey gelmez, boğulur gideriz.


Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
0212 293 33 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena