Özdeşleşme (Identification)

Çocuklarda başlayan özdeşleşme süreci gençlik çağının sonunda tamamlanır. Bu çağın sonunda insan kendine özgü kişiliğini kazanmış ve} tamamlamıştır. Buraya kadar anlatılanlardan, sağlıklı bir özdeşleşme yapılmasında ve kişiliğin gelişmesinde, çocuğun ve gencin içinde yaşatıldığı toplumsal, kültürel çevrenin çok önemli bir etken olduğu görülmektedir. Çocuk ve genç, güdülerine doyum sağlayan nesneleri ve kişileri içine yansıtmak ve onlarla özdeşleşmek zorundadır. Bu nedenle sunulan neyse, o onu ve onun parçalarını alacaktır.

«Ne ekersen onu biçersin» deyimine uygun bir gelişme ve biçimlenme söz konusudur. Gençlik çağından sonra özdeşleşme yapılan kişilerin sık sık değişmesi, olumsuz gelişmelere yol açabilir. Kişilik özellikleri belirlenemez. Karşısına her çıkanı taklit eden, hemen benimseyen sonra terkeden, silik bir kişilik oluşur. Ünlü bir artistin saç biçimi, bir tanıdığın konuşması, film kahramanının yürüyüşü, roman kahramanının tutumu ya da davranışı bir süre taklit edilir, sonra bunların yerini başkaları alır. Böylece yaşamını taklitlerle geçiren kişiliksiz bir insan tipi ortaya çıkar. Özdeşleşme ile ilgili özdeyimler şunlardır:


«Erken gelen yazdan, kendi başına büyüyen kızdan kork». Burada kız anne ile özdeşleşmesini yapamamıştır. «Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al» sözünde İse anne ile özdeşleşme yapılmıştır.

Toplum ve aile düzeni gereği, erkek evdeki egemenliğini ancak ödün vermez sertliği ve aşırı ciddiyetiyle koruyabilir. Kırsal kesimin ya da yoksul kent yaşamında tek odalı evlerinde, beş-altı çocuklu ailelerde, babanın sürekli evde kalması, onun otoritesini zedeler. Baba ne kadar otoriter ve sert olursa olsun, çocuklar bir yoldan enerjilerini boşaltacaklardır. Geleneksel eğitim ise, çocukların babalarının yanında yaramazlık yapmamalarını, konuşmamalarını, ayaklarını uzatmamalarını, fazla gülüp eğlenmemelerini öngörür. Babanın evde kalmasıyla bu durum, iki yan için de sıkıcı olmaktadır. Töreler uğruna baba oğul birbirlerinden sıkılmaktadırlar. Bu nedenle çocuklar da, babalarının bir an önce evden gitmesini dört gözle beklerler. Bu gidiş geçmişte camilere, köy odalarına yönelik iken, günümüzde, kahvehanelere, birahanelere, meyhanelere yöneliktir. Kahvehanelerin dolup taşması salt işsizlikten değildir.


Kahvehaneye gidiş, alışılmış bir düzenden kaynaklanması kadar, kadınların sosyal yaşamda, erkeklerini dengeleyememesinden de kaynaklanmaktadır. Yüzlerce yıldır, sürekli erkekler tarafından yetenekleri baltalanan kadınlarımız, bu yoldan ikinci, üçüncü sınıf insan düzeyine indirgenmiştir. Hâlâ günümüzde, «kız çocuklarınızı okutunuz» uyarıları, kız çocuklarının erkeklerle eşit sayılmadığının bir kanıtıdır. Eski dönemlerde kadınların okuma yazma düzeyleri sıfıra yakın iken, okuma yazma bilenlerin de öğretileri dinsel kaynaklı olduğundan, akıl danışılan kişiler kendilerine sorulanları, dinsel yorumların dışına çıkmadan, tek bir anahtarla yanıtlamışlardır. Kuşkusuz korkutucu, yasaklayıcı buyrukları, olayla bağdaştırmayı ihmal etmemişlerdir. Kendileri de buyruğu yapanla özdeşleşmişlerdir.


Böylece bir dinsel öğreti kaosu içinde karışan akıl, üst yapı kurumlarının tanrı buyruklarında donup kalırken, yaşam da akışına devam etmiştir. Özellikle bir dönemin erkekleri ise, çevreye ve birbirleriyle ilişkileri daha fazla olduğundan, olayların yorumunda ve dünya görüşlerinde, kadınlardan daha ileri gitmişlerdir.


Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena