Şiirsiz Hayat, Şiirsiz Gençlik

Şiir, Japon çiçek süsleme sanatı ikebana gibidir. Pahalısı ucuzu farketmez, bildiğimiz gördüğümüz çiçeklerden, örneğin bir dal, bir diken kimi zaman birkaç yaprakla öyle bir demet yapılır ki, onu okşayasınız gelir. Çünkü estetik ve insancıl duygularınızı etkileyerek insan olma bilincinde size bir kimlik kazandırır. Bu güzellik, bu estetik sizi yaşama ve sanatla yakınlığa taşır.

Şarkılar, şiirlerin sözlü ifadeleridir. Ancak herkes şarkı söyleyemez, oysa herkes şiir ezberleyebilir. Şarkılarda ses, şiirde söz öne çıkar. Söz, yani konuşma insanı insan yapar. “İnsan konuşan hayvandır” tanımlaması vardır. Konuşurken zaman zaman şiirleri duygularımıza konuk edersek, “İnsan şiir okuyan bir hayvandır” benzetmesi daha yüce bir panoramadır.

Şiir aşktır, Tanrı’ya yakarıştır, coşkudur, marştır, eğlencelerde şarkılara, türkülere anlam kazandırır. Saz ozanları sazın nağmelerini şiirlerle süslerler. Bu kimi zaman bir baş kaldırma olarak da karşımıza çıkar. En önemlisi aşkın sözlü dilinin coşkulu bir ifadesidir. Şiirsel destanlar tarihin belgeleridir. Özlemlerde, memleket hasretlerinde, savaşlarda da dile gelir. Yazılı dil olduğundan, yüzlerce yıl bir belge olarak geçmişi zamanımıza taşır.

Mutlaka kafiyeli olmak zorunda da değildir. Bir duygunun, coşkunun ifadesi, kimi zaman bir şiirdir. Analarımızın ninnilerinde olduğu gibi…

Ne yazık ki biz şiirsiz bir toplumuz. Benim gençlik yıllarımda, bugünkü kuşağa göre şiire daha yakındır. İlginçtir ki şiir, ironik ya da taşlama olarak yazılmamışsa fazla güldürmez, ama kimi zaman ağlatır. Çünkü duygu tankının vanasından bir duygu selinin akması gibi akar. Karşısındakini alır, o akıntıyla sürükler.

Şiirsiz aşk olmaz. Olursa “kobralı, anakondalı, atmacalı, kartallı” kavramlar öne çıkar. Bu kavramlar duyguların çapası, kazması gibi insan ruhunu delik deşik eder. Eğer bir genç on şiiri ezbere bilip okuyabiliyorsa, hayatının her döneminde cankurtaran simidi gibi işe yarar. İletişimde yardımcı olur, insanlığa ve duygulara, özellikle aşka açılan kapıların altın anahtarları gibi rol oynar.

Değerli okurlarım, şimdi ben size soruyorum: Elinizde kaç tane altın anahtarınız var? Yoksa hemen bir parça çabayla bu anahtarları elde edin, cebinizin ya da belleğinizin içine atın. Her zaman işe yarayacaktır. Bu da benim size armağanım olsun.


Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena