Şimdi de Beni Oylayın

Değerli okurlarım, dünkü makalemde bazı olaylarda sizi hakem saymıştım. Şimdi önce Hipokrat yeminini ve bu konudaki tıpsal etik değerleri okuyalım, sonra diyeceklerimizi diyelim.

Hipokrat’ın “insanlık nedir?” sorusuna verdiği yanıtta, hekimlikle, ideal insanı birleştiren şu sözleri anlamlıdır:

“Mevki sahibi iken alçak gönüllü olmak, güçlü iken bağışlayabilmek, yoksul iken dahi, muhtaçlara yardımdan kaçmamak ve yaptığı iyiliği başa kakmamak.”

Selçuk Türklerinden, Semarkantlı hekim Nizami-i Aruzi’nin bir yapıtında, hekimde şu özellikleri aradığını görüyoruz.

“Hekim yumuşak huylu, nefsine hâkim ve görüşü kuvvetli olmalıdır. Şeref duygusu taşımayan insan, yumuşak huylu olamaz. Mantık bilmeyen insan ise, nefsine hakim olamaz. İlaçların etkilerini ve hastalık belirtilerini iyi bilmezse tedavide başarılı olamaz. Hekim daima okumalı, kitaplarını yanında taşımalıdır. Çünkü canını bir cahilin eline vermek ve canının tedbirini, bir gafilin kucağına koymak kolay iş değildir.”

Bu konuda yazılmış ve söylenmiş pek çok düşüncenin temeli, ideal insandır. Yani hekim, öteki insanlardan ayrıcalığı olması gereken, çok özel ve mesleğin sorumlulukları anlamında da, ideal biri olmak zorundadır.

Eskiler: “Bir kantar ilim, bir okka edebe muhtaçtır.” Demiş.

İlminiz ne kadar çok olursa olsun, ahlakınız olmadan, bir işe yaramaz demektir.

Hekimin dört temel görevi vardır.

1. Kendine karşı olan görevleri,
2. Hastalarına karşı olan görevleri,
3. Meslektaşlarına karşı olan görevleri,
4. Emrinde çalışanlara karşı olan görevleri.

Bu görevlerin ayrıntılarını yazmayacağım. Ancak hekimlikle ilgili, çok eskiden söylenmiş birkaç atasözüne de değinmeden geçemeyeceğim.

“Her söylediğin doğru olsun, her doğruyu söyleme.”

“Hekim genç iken ihtiyar, ihtiyar iken genç görünmesini ve modanın dışında kalmasını bilmelidir.”

“İnsanlara akıllarının seviyesi ölçüsünde konuşun.”

“Bilim manolya gibidir, daha koklarken solar.”


Yüz yılların gerisinden gelen bu öğütler, günümüzde ne denli hedefine ulaşmış ya da ne denli yolundan sapmıştır, bunu yakında çıkacak olan “İŞTE VAGİNUSMUS” adlı kitabımda göreceksiniz.

Ancak, her meslekte olduğu gibi, özellikle doktorların aydın ve zeki ve iyi bir gözlem yeteneğine sahip olmaları zorunludur. Bunlar olmadan hekimlik olmaz.

Burada aydın insan tanımına da gerek vardır. Aydın insan: Görev ve sorumluluk duygusu taşıyan, bildiğini iyi bilen, bildiğine inanan, inandığını savunabilen ve satın alınamayan, yürekli, başkalarının hakkına el uzatmayan, dürüst ve iradeli bir kişidir.


 

Hipokrat’ın yemini:

 



Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda, hayatımı insanlık hizmetine vakfedeceğimi, alenen ve resmen taahhüt edeceğim.

Hocalarıma karşı layık oldukları hürmet ve minnettarlığı muhafaza edeceğim.

San’atımı vicdanımın dairesinde ve vekarla ifa edeceğim.

Hastamın sağlığını baş kaygım olarak telakki edeceğim.

Kendini bana tevdi eden kimselerin sırrını muhafaza edeceğim.

Hekimlik mesleğinin şerefini ve necip an’anelerini idame edeceğim.

Meslektaşlarım kardeşlerim olacaktır.

Din, milliyet, ırk, parti ve içtimai sınıf kaygılarının vazifemle hastam arasına girmesine, müsaade etmeyeceğim.

İnsan hayatına, ana karnına düştüğü andan itibaren mutlak bir surette hürmet edeceğim.

Tehdit altında bile olsa, tıp bilgilerimi, insanlık kanunları aleyhinde kullanmayı kabul etmeyeceğim.

Bunları resmen ve alenen serbestçe ve namusum üzerine yapmaya and içerim.

Pirimiz Hipokrat’ın ilkelerini ve yeminini de okuduktan sonra, sıra geldi kendime. Cephede yaralanan düşman askerine bile, kin ve nefret taşımayan mesleğimizin, kutsallığının bilincine varmış hekimlerimizin de sayısı, ne yazk ki, çok değil. Yaralanmış ve savaş dışı kalmış bir düşman askeri, düşman değil artık bir insandır. Ona düşman gözüyle bakamazsınız.

Tıpkı bunun gibi, size muhtaç olan, canı sizin elinizde olan bir kadına, kıza ya da kadın doktorlar için erkeğe, art niyetlerle ve ahlak dışı düşüncelerle bakarsınız, vicdanınız körelmeye başlar. Vicdan körelmişse, insan iki gözünün körlüğünden daha karanlık bir dünyanın kuyusuna düşer. O zaman manevi anlamda insanın gözü de kör olur. Vicdan gözü görmedikten sonra, göz ne işe yarar?

Peki, yaşama dönme çabasında olan çaresiz bir aile, karı-koca birlikte senden yardım istediklerinde yardım etmezseniz, sizin yemininiz de insanlığınız da sorgulanır. Hekimliğiniz tartışılır. Bunu yapmamak da tıp açısından suçtur.

Bu tür insanı kurtaran, onu yaşama veren, aileye kazandıran kutsal yardımlara etik değildir diyen yaygaracıların psikoanalitik yorumunu yapalım. KENDİLERİ NASIL BAKIYORLARSA BAŞKALARINI DA ÖYLE BAKIYOR SANIRLAR. BU BİR PSİKOLOJİK YANSITMA MEKANİZMASIDIR. BÖYLECE KENDİ BİLİNÇALTLARINI ELE VEREREK KENDİ KENDİLERİNİ TUZAĞA DÜŞÜRÜRLER.

Bu yaygaraları, iç dünyalarının resimleridir.
Ben hekimlik andını yerine getiren ve kendi insanlığımı, en yüce değerler arasında gören biriyim. Gördüğünüz ve tanıdığınız kadarıyla beni oylayın ve de gülümseyin.

Sevgilerimle,

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 – 11


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena