Yüce Halkımıza ve Umudumuz Gençlerimize

Halkımız tarım toplumu olmanın tüm yüceliğini, onun kültürünü, insan ilişkilerinde birbirlerine saygılarını, hak ve yardımlaşma konusunda titizliği, yüzyıllardır omuzlarında taşıya gelmiştir, ne yazık ki, bu yaşam kültürü kirlenmiştir.

Günümüzde insanlarımız birbirlerine güvensizdir. Adeta kamplara bölünmüşlerdir. Çıkarcılık, adam sendecilik ön plana geçerken, güven duygusu, buna bağlı insana, kaliteye ve geleneksel yaşam değerlerine saygınlık da, gerilerde kalmıştır. Kantite (sayısal değerler) öne çıkmış, yani paraya endekslenmiştir.

Bu bozulan kültür bize, yakın komşularımızdan geçmiştir. Bir kültür kaosu içinde, halkımızın karın doyurmak mı, onurlu insan değerlerini öne alarak, varlığına saygı duyarak, dünyaya neden gelindiğinin bilincine ermek mi? arasında ne yazık ki, tutunacak fazla dalları da kalmamıştır.

1948 yılında İst. Tıp Fakültesinde girdim. 1955 yıllarının başlarında fakültenin nöroloji ve psikiyatri kliniklerinde asistan olarak göreve başladım. 56 yıldır hekimlik, 52 yıldır da uzmanlık görevimi yapıyorum. Bu yetmiyor kitaplar yazıyorum, basın yoluyla halkımızı aydınlatıyorum. Yazılmış 26 kitabımdan bir bölümü, geçmiş dönemde cinsel konularda 3 kuşağı eğitti. Tabuları yıktım, dokunulmazlıklara, bilimsel olarak dokundum. Karanlığa bir asker olarak girdim, aydınlığa bir ordu olarak çıktım. Bütün bu süre içinde, hep halkımızın arasındaydım içindeydim. Halen sıfır hatayla yoluma devam ediyorum. Genel konular dahil, kitaplarımdaki özel konular içinde de, tek bir yanlış kelime ve aykırılık varsa, hesabını vermeye hazırım. O dönemlerde, porno yayınlarına bir seçenek yani bilimsel bir kale gibi oldum. Yabancı kaynaklı değer yargılarına göre hazırlanmış, bilgi ve yorumlara karşı da ülkemizin ve insanlarımızın kendi sorunlarına çözüm yollarını öne çıkardım.

Bir dil sürçmesinin ya da yanlış bir kelimenin bile, bu ülkede insanı nasıl uçuruma sürükleyebileceğini bilerek, her bakımdan erdemli yaşamımı sürdürüyorum.

2005 yılının Ocak ayının son haftasında Posta Gazetesinde yazmaya başladım. Gazetenin tirajı başladığımda 582.833 idi. Bir hafta sonra 645.959’a çıktı. Yani o hafta 63.126 tiraj aldı. O tarihte ne bir promosyon vardı, ne de bir çekiliş. Bu rekor artış sırasında, gazeteler arası rekabette Posta Gazetesiyle yarışan, Takvim Gazetesinin tirajı 264.000’den 295.000’e yükseldi. Okurlar gazetelerini seçme arayışı içinde olduklarından dolaylı tiraj yükselmesi oldu. Birkaç ay içinde düşmeye başladı. (Kaynak: Medyatava.net)

2006 yılının Şubatın 20’sindeki satışlara baktığımızda, Posta Gazetesinin satışı 679.808’e yükselmiş yani bir yıl içinde, 96.970 tiraj almış. Aynı tarihte Posta gazetesinin satışı ise, 267.461.

Bugüne değin, herhangi bir gazetede bir yazar nedeniyle, böyle bir rekor artış görülmemişti. Bu artış, Posta Gazetesinin sosyal değerini arttırırken, tabi ki ilan alma şansını da arttırmıştı. Oysa bu tarihten sonra, Takvim Gazetesi durmadan tiraj kaybediyordu.

Bu rekabette, böyle bir yarışta, kapitalizmin dili ve kuralı gereği, engel ortadan kaldırılmalı Haydar Dümen’in ipi çekilmeliydi. Tüm aramalara rağmen Haydar Dümen’in tek bir yanlışını yakalayamayınca geriye iftira yolu kaldı.
Haydar Dümen ne yapıyor? dünyada tek seansta, çözümü olmayan vajinismus konusunda çoğu olayda da sonuca ulaşılmayan tedavi yöntemlerine karşılık, tek seansta, yüzde yüz olmak koşuluyla, bu yöntemi doğal yollarla çözmeyi başarmıştır.

Buradan bir şey yakalanıp, bel altı bir vuruş yapılamaz mıydı? Yapıldı. İçimizde çalışan bir personel satın alınarak, düzmece senaryolarla, var olup olmadıkları bile belli olmayan iki kişinin, sözüm ona konuşmalarına dayanılarak, muayenehanede pornografik olay varmış gibi, hekim-hasta ilişkilerine de saygısızlık ve sorumsuzluk yapılarak bir karalama kampanyasına girdiler.

Oysa bana gelen hastaların, ilk 4 yıl tümü, olayı evlerinde bitiriyorlardı. Sonra bir ek buluşla, zaman kaybına uğramamak için, gelen hastaların %10’u uzak yerden geldiklerinden, sonucu da alıp gitmek istediklerinden, olaylarını muayenehanede bitiriyorlardı. İşte burada ok yaydan fırladı, hekimliğin, eşlerin alilerine, çevrelerine karşı olan erdem değerlerinde kuşku yaratırcasına, bir sorumsuzlukla onlara da adeta leke çalındı.

Oysa 26 Nisan 2006 tarihinde Tabip Odası bu konu hakkında raporunu vermişti. Dr. Haydar Dümen’in yönteminin ceza gerektiren bir kusur olmadığı dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. (Sitemizdeki Vajinismus kitabında raporun aslı vardır.)

2010 Şubat ve Mart aylarında yeni bir iftira dalgası bu kere çığ gibi geldi. O tarihteki gazete tirajlarına baktığımızda 01.03.2010 Posta Gazetesi 522.763 Takvim Gazetesi 120.540. Gördüğünüz gibi, şifrenin ilk ayağı çözüldü. Neredeyse yarıya yakın tiraj düşmüş ve 5’de 1 oranlara inmişti. Bu kazançta ve ilanda büyük bir kayıptır. Artık öfke, en kötü sözcüklerle saldırganlığa dönüştü.

06.03.2010 tarihli Takvim gazetesinin 1. Sayfasında "Haydarın Dümeni" başlığı ile yer alıp, 5. Sayfada "Dümenden vajinusmus" başlığıyla devam eden haberde (vajinusmus tedavisinden servet kaldırdığı., seksoloji uzmanı Haydar Dümen yaptıklarıyla soyadının hakkını verdi.. Ama tedavi yöntemleri ahlak sınırlarını zorladı) 7.03.2010 tarihli gazetenin 1. Sayfasında "Dümeni Bozuldu" 5. Sayfasında "Dümenismus" başlıklarıyla yer alan haberde (televizyon ve gazetelerde seks konusunda doğruluğu tartışılır bilgiler veren Haydar Dümen faka bastı.. Dümenin ağına düşürdüğü çiftlerin sayısının yüzlerce olduğu... Taksimdeki ofisinde vatandaşları kandıran ve bu sayede hatırı sayılır bir servete sahip olan... Dümenin boyutları ortaya çıktı), 08.03.2010 tarihli gazetenin 1. Sayfasında "Vay Haydar Vay" 5. Sayfasında "Parapsikoloji" başlığı ile yayınlanan haberde (televizyonların ve gazetelerin bir numaralı doktoru Haydar Dümen'in düzenbazlıkları sınır tanımıyor... Takvimin Haydar Dümen'in "Dümenlerim" ortaya çıkardığı haberinin yankılan sürüyor), 09.03.2010 tarihli gazetenin 1. Sayfasında "Dümen Cebe Girdi", 5. Sayfasında "Kır Dümeni Cebe" başlığıyla yer alan haberde (seksoloji uzmanı Haydar Dümen'in tedavi tuzağına düşenler çığ gibi büyüyor... Türkiye’nin Kalbine Yatak Odasından giren Haydar Dümen hastaların cüzdanından çıktı) şeklindeki ifadelere yer verilmiştir.

Bu kadar öfke dolu, kin kusan, edep ve de insanlık sınırlarını aşan yalan ve sorumsuz suçlamaları yapan kişinin ya da ekibin iftira atmaları, karşısındakini acımasızca yok etmeye çalışmaları da, doğal olarak beklenen bir sonuçtur. Öfke ya da başka nedenlerden, bir insanın gözü dönmeye görsün, mantık iflas eder.

Bunca yıl ülkeye hizmet vermiş, geçen ihtilaller dönemlerinde bile eğitici cinsel kitaplarıma dokunmamış, yönetimlerin onayladığı 80 yaşındaki bir doktora söylenen bu sözler, eskilerin dediği gibi: “Kemsöz sahibine aittir” ya da: “Ağızdan çıkan sözler söyleyenin kimliğinin aynasıdır” deyimleri, onları bağlasa da, insan gene üzülüyor. Oysa ve ben, haksızlık karşısında bilinen bir insanım. Küfür tonunda suçlamalar yapanlar, türlü iftiralar da attılar, kendilerine bağlı TV kanalında 1 ay her hafta, aynı konuyu halkı kışkırtırcasına sundular. Kim olduğu belirsiz gizli tanıklarla amaçlarına ulaşmayı tasarladılar. Bir tanıdığım, bu guruptan bir yetkiliye telefon ettiğinde: “Abi sen bu işe karışma, emir yüksekten” dediler. Bu organizasyon içinde hayatıma da kastedildi. Tabanca tutukluk yaptığı için hayatta kaldım. Bu iftiraları da İstanbul Tabip Odası inceledi. 17 Ağustos 2010 tarihli raporlarının sonuçları aşağıda sunulmuştur.

            1- Yayınlanan programda “Hasta sınırlarını açıklamak” iddiasıyla ilgili:
Cezai bir işlem yapılmasına yer olmadığına

            2- Yayınlanan programda: Hastalardan haksız kazanç iddiasıyla ilgili:
Cezai bir işlem yapılması yer olmadığına

        3- Hasta üzerindeki etkisini, tıp dışı amaçla kullanmak fiilinin söz konusu olmadığı anlaşılarak: “Hasta üzerindeki iddiasını tıp dışı amaçla kullanmak iddiasıyla ilgili”
Cezai bir işlem yapılmasına yer olmadığına, oy birliğiyle karar verilmiştir.
 
İşte bu kadar değerli okurlarım:

Eğer tek kusurum, bilimin aydınlığında ülkemin çağdaş düzeye erişmesi ve insanlarımızın hak ettikleri yaşam haklarını kullanmalarında onların önlerini açmaktan ve bilinçlendirmekten suçlanıyorsam: Suçum büyük!..

Buna karşılık, yazarı olduğum Posta Gazetesinin ise, sür manşette ve birinci sayfada hakkımdaki yorumları vardı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
NOT: Resimlerin büyük halini görmek için lütfen üzerine tıklayınız.
 
Ben Takvim Gazetesindeki küfürleri ve aşağılamaların bir tanesinin bile doğruluğun yakınından geçsem, ne ben bugün vardım ne de bu noktalara gelebilirdim. Buradan da böyle konuşamazdım. Zıt yönde iki gazetenin söylemlerinin biri mutlaka yanlış olmalı. Ben ayaktaysam, mesleğime devam ediyor halkım tarafından olağan üstü seviliyorsam Posta Gazetesi kamuoyuna göre yorum yaparak sosyal ve bilimsel bir gerçeği dile getiriyor. Takvim Gazetesi yalan söylüyor, iftira ve çamur atıyor. Bu öfkenin alt yapısına tekrar baktığımızda 2011 Ekim ayı ortalarında Posta Gazetesinin tirajı: 485.406 Takvim Gazetesinin ise: 108.288. Şimdi ortalık biraz daha aydınlandı. Takvim Gazetesinin sinirlenmesinin nedeni ortaya çıktı. Gazetenin söylemlerinin iftira olduğunun kanıtı olarak sitemizdeki Vajinismus kitabında vatandaşın yazdığı mektuplara bakmanız yeterli olacaktır.

Mektup Noları:
14, 16, 27, 34, 42, 44, 63, 65, 89, 94

Takvim Gazetesinin bu vahşi ve insan ölçülerini aşan terbiyesiz ve saygısızlığı, soyadı Dümen olan tüm akraba ve aile bireylerini içine alıyor, onların da onuruyla oyunuyordu. İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığı da bu konuya duyarsız kalmayarak kişi haklarına ihlal nedeniyle, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde dava açmıştır. Bu dava şu anda sürmektedir.

Değerli okurlarım, öyle sanıyorum ki, Takvim Gazetesinin tirajı 80.000 dolaylarına düştüğünde, bir üçüncü dalga patlayacak ve hedefte gene ben olacağım. Benim için önemi yok, aşağıda sunacağım zırhlı kalenin içinde, bana bir şey olmaz ve kurşun işlemez.

ÇÜNKÜ:

Ortalama 3.000 üzerinde aileyi karı-koca yaptım. 1998 yılında başladığım bu tedavinin 14. yılında 6.000 manevi torunum olduğunu sanıyorum. 3.000 ailenin kadınını 3.000 erkeğini 3.000 olarak hesaplarsak 6.000 eder. Böyle bir olayın başarısız sonuçlanması durumunda her aileden 10 kişi, bu acıdan birinci dereceden etkilense, 60.000 kişi eder, 6.000’de karı-kocanın kendileri sayarsak 66.000. Bunlara 6.000’de torunlarımızı ekleyelim, şimdilik: 72.000 kişiye ulaştık. Önümüz de acık. Yukarıda saydığım bunca insanların duaları, manevi varlıkları ve etkileri, bir faninin kazanabileceği en yüce değerdir. Bana bir şey olmaz derken, bundan bahsediyorum.

6.000 çocuğu bir orman gibi düşünüyorum. Benim ormanımda, 6.000 fidan büyüyor. Aralarından birinin, mutlaka büyük bir adam olacağına inanıyorum. Ya bir bilim adamı ya sanatçı ya da buluşlarıyla, çalışmalarıyla insanlığa yön veren kişi olacaktır. O beni bilmeyecek, ben de onu tanımayacağım. Ama onun olacağını biliyorum. O büyüyecek çınarın yanında, ektiğim tohum ve emeklerimin ormanında nice insanlar ve canlılar yaşam sürecek ve bu orman havaya bol bol oksijen salacaktır.

Yetmez mi? İyi ki dünyaya gelmişim be!

Saygılarımla herkese selam olsun.

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena