Psikosomatik hastalıklar


«Psiko-ruh, somato-beden demektir. Psikolojik etkilerin, bedensel, organik hastalıklarına ve gösterilerine, psikosomatik hastalıklar denilmektedir. Son yıllarda artmış olup, bir çağ hastalığıdır. Nedeni, yaşam biçiminin getirdiği çevre etkileriyle, kişilerin yapı, düşünce, duygu ve yeteneklerinin zorlanmasından doğan gerilimlerdir. Stres diye kısaca tanımlayabileceğimiz bu etkiler, çağdaş insanının sağlığını iyice tehdit eder duruma gelmiştir.

Biyolojik denge durumundaki insan, içten ya da dıştan bir stress uyaranının etkisinde kaldığında savunmaya geçer. Savunma, psikolojik ve fizyolojik alanlarda görülür. Psikolojik alandaki savunmada, duyu sistemi aracılı¬ğıyla algısal ve kavramsal yönden değerlendirilir ve savunma mekanizmalarının rolüyle, uygun yanıtlar (cevaplar) verilerek, bozulan denge yeniden düzenlenir. Uygun yanıtlar bulunamazsa dengesizlik sürer.

Fizyolojik alandaki savunmada rol alan öteki sistemler, sinir sistemi aracılığı ile endokrin (iç salgı) sistemini etkiler. Stress (gerginlik, üzüntü, heyecan) uyaranı, refleks olarak adrenalin boşalımına neden olur. Bu durum, çeşitli somatik (bedensel) ve visseral (iç organlar) reaksiyonlara yol açar. İnsan organizması, kendini saran dış çevrenin etkileri altında, iç ortamını belirli bir sınır içinde durağan (sabit) tutmaya çalışır. Değişik kökenli ve değişik nitelikteki dış ve iç etkenler, bu dengeyi bozduklarında, uyumsuzluk ve hastalık ortaya çıkar.

Canlı organizmanın acil durumlarda savaşmak ya da kaçmak gibi iki yönelimi vardır. Bazı coşku ve duyarlıklara (emotion) eşlik eden fiziksel değişimler, varılmak istenen bir son için birer araçtırlar. Canlı, organizmayı savaşmaya ya da kaçmaya hazırlar. Coşku ve duyarlıklar, organizmayı aniden ortaya çıkabilecek herhangi bir duruma karşı hazırlamaktadırlar: Yani, coşku ve duyarlıklar savaşma ya da kaçma olanaklarını hazır kılan bir hareket (mobilizasyon) buyruğu yerine geçer. Tehlike devam ediyorsa, iç dengeyi sağlayan güçler daha uzun bir süre aktif kalır. Böyle bir durum, etkilenen sistemlerde periferik (çevresel), işlevsel (fonksiyonel) ve organik bozukluklara yol açabilir.

Dengesizliğin sürdüğü durumlarda, artan çaresizlik duygusu ve anksiyete (sıkıntı), ya gerileyici ruhsal savunma mekanizmaları yoluyla, psikonöroz (ruhsal dengesizlik) ve psikozlara (akıl hastalıkları), ya da aşırı bedensel ve organsal etkenlerden ötürü adaptasyon (uyum) hastalıklarına, yani psikofizyolojik hastalıklara dönüşür. Ana çizgileriyle açıkladığımız bu süreç «adaptasyon sendromu» adını alır.

Bireyin stress'e tepkisi iki aşamada oluşur. Birincisi, geçici «şok» dönemi, ya da «alarm reaksiyonu»dur. Bu aşamada kas tonusunun (direnci) düşer ve tansiyon düşüklüğü görülür. İkincisi, «karşıt - şok» aşamasıdır. Bu dönem¬de bellibaşlı reaksiyonlar; kas tonusunun yükselmesi, hareket mekanizması eylemlerin artması, tansiyonunun yükselmesi, çarpıntı, duygusal uyaranların duyarlığının artması ve öteki ruhsal durumların uyarılmasıdır. Çoğalan enerji gereksinmesini karşılamak için, hücre parçalanması olur. Daha sonra, beden iç dengesini yeniden yapılandırmak üzere, koruyucu ve onarıcı güçlerin kazanılmasıyla, dengeye ulaşır. Burada parasempatik sinir sistemi de işe karışır. Bu sistemin uyarılması sonucu kas tonusunun düşmesi, lokomotor (hareket mekanizması) çabanın azalması, tansiyonun düşmesi, bradikardi (kalb atışının yavaşlaması), duyu uyaranların duyarlığının azalması ve uyku durumu ortaya çıkar.

Bazen birey, iyi bir uyum sağlamak için, gerekli tüm öğeleri kapsayan bir çevrede olsa bile, kişilik yapısından ötürü, kendi iç duyumsuzluklarını çevreye projekte eder (yansıtır). Bazı bireyler, bilinçli ya da bilinç dışı çevrede iddialı olmanın kendilerini cezalandırıcı bir durum yaratacağına inanırlar. Bilinç dışılarında yenmenin yenilmeden daha strees'li bir durum yaratacağını sanırlar. Bu nedenle, kendi girişimlerini baltalarlar. Yaptıkları potansiyellerinin altındadır. Kusurlarını bağışlatmak için, dünyanın stress'le ve kötü ortam ve davranışlarla dolu olduğunu söylerler.

Bireysel niteliklere bağlı olan stress kaynaklarından başka, çevresel kökenli stress'ler de vardır. Bazı durumlarda çevre, bireyin yaşamını, tehlikelerle doluymuşçasına korkular ve güvensizlik duygusu içine sokabilir. Örneğin, savaş, deprem, su baskını, kaza. yangın, fırtına gibi yıkımlarla karşılaşmak, yiyecek, barınak, güven, sevgi, saygı gibi temel gereksinmelerle, öteki biyolojik ve toplumsal gereksinmelerden yoksun olmak kuru, yavan, soğuk bir çevre doğurabilir. Kimi zaman çevre bir bölümüyle birey için uygunsuz olabilir.

Bu durumda, bireyin çevresinin özelliklerine göre onunla başedebilecek ve onu değiştirebilecek yetenekleri veren kaynakları geliştirilmemiş ise, birey ortam ve çevresini düzenleyemediğinden stress'in etkisinde kalır.

Psikoanalitik açıdan, bir duygu ve düşünce bilinç için uygun değilse, çatışma doğar. Psişik mekanizmalarla bilinçdışına bastırılan çatışma sıkıntı ve çöküntü doğurur. Bunlar da ruhsal yapı ve bireysel özelliklere göre konversiyonlara (çevirme reaksiyonları) baş ve mide ağrısı vb. gibi organize olmamış hastalıklara, ya da bronşial astma ve düodonum ülseri vb. gibi organize hastalıklara yol açar. Böylece, psikofizyolojik, psikosomatik hastalıkların organik belirtileri, bilinçten uzaklaştırılarak bastırılmış, psişik çatışmaların simgesel anlatım ve gösterileri olarak ortaya çıkar.»

Artan nüfusun, gelişen toplumun hızlı yaşamı, uğraşı gücünde kişileri bazı zorlamalara itmektedir. Üstelik bizim toplumumuz gibi ekonomik güvencesi tam olmayan toplumlarda, işveren (patron), işçi, amir, memur sürtüşmeleri bir yana, herkesin kendi sorunlarını ve bunalımlarının öcünü bir başkasından çıkarmaya çalışması, sokaktaki adamın tedirginliği, günlük yaşamımızda hepimizi etkilemektedir. Bu durumda, tek kurtuluş ve rahatlama yolu, insanın evi, sıcak yuvasıdır. Eğer evde bu olanak yok, ev gerek ekonomik, gerek psikolojik nedenlerden, bir cadı kazanına dönmüşse, kadın olsun, erkek olsun, bu aile bazı psikolojik ve bedensel hastalıklara aday sayılabilir.

Yapılan hayvan deneylerinde strees'lerin ve adrenalin deşarjlarının canlıları sürekli zayıflatıp, ölüme götürdüğü saptanmıştır. Damar spazmları ile, adrenalinin damar içini yaralayıcı etkisi ve orada biriken yağlı maddelerin damarları tıkaması ile önemli sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır.

Ailede olan gerilimlerden doğacak ruhsal hastalıkların, çocuklar tarafından da benimsenmesi, yani introjeksiyonu (çevrenin düşüncelerini, davranışlarını, karakterlerini benimsemek) topluma hasta kişiler oluşturacaktır.
Türk toplumu heterojen bir toplumdur, demiştik. Bir yerde geçerli olan kavramlar bir başka yerde son derece anlamsız ve yozdur. En ilkelinden en uygarına dek evlilikleri yanyana görebiliriz.

Bu toplum içinde, tanıştığı genci evine getirip, anne babasına onunla nişanlanacağını, evleneceğini empoze eden kızlar olduğu gibi, hâlâ kızını başlık parasıyla satan, aileler vardır. Bu kadar töre farkının geniş yelpazesinde bir kurumun, aynı potada, aynı yasa terazisinde değerlenip tartılması, çoğu kez sağlıksız sonuçlar doğurmaktadır. Namus gibi göreceli bir kavramın, bağnaz ve çıkarcıların elinde ne denli sömürüldüğü, bu nedenle, insanların öldüğü ortadadır. Toplumun, yüzlerce yıllık, dinsel, töresel. feodal, ataerkil düzenin acılarını, belirli ki-şilerden çıkarmaya çalışması ne denli yanlış ise, entelektüel kişilerin, (yasa yapıcılarının ve uygulayıcılarının) da, çağdaş gereksinmeleri göz önüne almadan, kişi psikolojisini hiçe sayarak, sorunları kalıplaşmış kurallar içinde çözmeye çalışmaları da o denli yanlıştır. Ve bu entelektüel bağnazlıktan başka bir şey değildir.

O namus ki, (6 numaralı olay), sekiz yıl ayrı yaşadığı kadını erkek, cinsel - ruhsal gereksinimini hiçe sayarak, yalnız bırakıp yurt dışına gidiyor, gitmek zorunda kalıyor ve karısının davranışlarını, ona yaşamı ile ödetiyor. Gene 6 numarada boşanamama sonucu karısını öldüren bir başka olay görüyoruz. Bir yerde adlî mekanizma, kişileri cinayete itiyor. Adam öldürme ne denli yozluksa, öldürtme de o denli yozluktur. Buradaki nedenler bir madalyonun iki yüzü gibidir. Biri toplum içinde yaşayamadığından, namu¬sunu kurtarmak (!) için adam öldürmekte, öteki (yasa uygulayıcıları) sorunlara çözüm getirmedikleri, işi sürüncemede bıraktıklarından, kişileri cinayete kışkırtmaktadırlar. Birinin suçu toplumsal nedenlere dayanır. Ötekilerinin suçu yasal katılıkları kişisel süzgeçten geçirip, psikolojik yanı göremeyecek kadar tutucu vurdumduymazlıklarıdır. Biri cahil katildir. Öteki, okumuş suçludur. Biri beş yüz. bin yılı öncesinin değer yargılarıyla insan öldürmektedir, öteki bu besvüz, bin yılın getirdiği yozlukları, görmemezlikten geldiğinden ölüme göz yumarcasına eli kolu bağlı kalmaktadır.
 
Saygılarımla

Dr. Haydar Dümen
Nöroloji ve Psikiyatri Uzmanı
(0212) 293 33 10 - 11
 
Begen


  • Evlilik
  • Ölümle Yüzleşme
  • Kendine İyi Bak
  • Çapkınlık Geni
  • Her Yönüyle Vajinismus
  • Soğumayan Ölüler
  • Çocuğun Cinsel Eğtimi
  • Nazik Adında Bir Kadın
  • Ölmüş Bir Hastayla Söyleşi
  • Sahipsiz Dev
  • Best of Haydar Dümen : Gülerek Öğrenelim
  • Cennet Şeytana Kaldı
  • Şiir Sözcüklerle İkebena